Sayfalar

24 Şubat 2014 Pazartesi

ALLAH’IN RAHMETİNDEN ÜMİDİNİZİ KESMEYİN

ALLAH’IN RAHMETİNDEN
ÜMİDİNİZİ KESMEYİN


“Ey oğullarım! Gidin, Yûsuf’u ve kardeşini araştırın. Allah’ın rahmetinden
ümit kesmeyin. Çünkü kâfirler topluluğundan başkası Allah’ın rahmetinden
ümidini kesmez.” (Yusuf, 12/87)
Bu ayette, seçilmiş bir insanın, bir peygamberin inancı ve teslimiyeti “örnek bir
davranış” olarak bizlere sunulmaktadır. Yakup Peygamber, oğullarının artık Yusuf’u
bulmaktan ümitlerini kestikleri bir anda “Ey Oğullarım! Gidin, Yusuf’u ve kardeşini
arayın...” tavsiyesinde bulunarak hem inananların ümitsizliğe düşmemesi gerektiğini
hem de kendisinin Allah’a olan sonsuz güvenini ifade etmektedir.
Allah’a sonsuz bir güven beslemek, her zaman ve mekânda O’nun yardımından,
himayesinden emîn olmak… İşte Yaratana bağlılığın zirve noktası budur. Zaten
Allah’ın kudretine, merhametine ve yardımına güveni beraberinde getirmeyen bir
iman kâmil bir iman olarak nitelendirilemez. Bu bakımdan Yakup Peygamber’in
Rabbine olan güveni ve bağlılığı bizler için çok şey ifade eder. Zaten Yaratan, örnek
alalım diye Kutsal Kitabımızda ona yer vermiştir. Şu halde yüreği iman ve ümit dolu
Peygamberinin umutlarını boşa çıkarmayan merhametlilerin en merhametlisi niçin
bizlerden rahmetini esirgesin. Yüce Yaratıcının rahmetinden nasip almamızın bir tek
şartı samimi bir şeklide O’na inanıp teslim olmaktır. Bu inanç ve teslimiyet Allah’a
tam bir güven duymamızı beraberinde getirir.

Bizim O’na olan güvenimizin temel kaynağı Rahmet sıfatıdır. Bu rahmet bizim
için bir huzur kaynağıdır. Zira âyette geçen “Ravh” kelimesi de aslında “üzüntü ve
kederlerden uzak olma veya sıkıntı ve darlıktan sonra insanın kavuştuğu rahatlık”
durumunu ifade ediyor (Bk. Yusuf, 12/21). Tıpkı susuzluk sıkıntısı yaşarken imdadımıza
yetişen bir yağmurun veya yaşayacağından ümidimizi kesmeye başladığımız
bir hastamızın son anda yüzünde beliren hayat emarelerinin yüreğimizde açtığı ferahlık
gibi… Kutsal Kitabımızın ölü toprağa can veren ve ümitsiz bekleyişleri yaşama
sevincine dönüştüren yağmuru “rahmet” olarak adlandırması (Neml, 27/63) ne
kadar anlamlı değil mi?
Ümitsizlik duygusu bir anlamda çaresizliğimizi ve problemlerimizi, sıkıntılarımızı
giderme noktasında içine düştüğümüz acziyetin bir ifadesidir. Yaşama sevincimizi
ortadan kaldıran, bize yeryüzünü dar eden bir duygu hâlidir ümitsizlik. Gün
olur, yağmur yağmaz; bağımız, bahçemiz, hayvanlarımız susuz kalır ve ümitsiz bir
bekleyiş içerisine gireriz. Bazen, ölüm-kalım mücadelesi vermekte olan bir yakınımızın
iyileşmesini beklerken tükenir ümitlerimiz. Ve bazen olur ki, tıpkı Yakup (a.s)
gibi yıllardır kaybettiğimiz yavrumuzun gelişini bekleriz çaresizlik içinde. Bu ve
benzeri durumlarda ihtiyacımız olan tek şey ise bir umut ışığıdır. Sığınılacak başka
kapı, tutunacak başka bir dal kalmamıştır çünkü. İşte tam bu noktada devreye giren
imanımız bizim için bir hayat ışığı olur adeta. Allah’ın yardımına ve merhametine
olan sonsuz inancımızdan beslenen ümidimiz ayakta tutar bizi. Bu ümit sayesinde
hayata sarılırız.
Bu ayetin bizlere hatırlattığı kesin gerçek Allah’ın rahmetinden ümidini kesmememiz
gerektiğidir. O’nun rahmetine ve yardımına güvenimiz O’na olan inancımızın
bir işareti ise, rahmetinden ümit kesmemiz de nankörlüğümüzün bir işareti
sayılmaktadır. “Eğer insana tarafımızdan bir rahmet (nimet) tattırır da, sonra bunu
ondan çekip alırsak, şüphesiz o ümitsiz ve nankör oluverir” (Hûd, 11/9) ayetinde rahmet,
nimet anlamında karşımıza çıkmaktadır. Demek ki, Allah’ın bize verdiği tüm
nimetler O’nun rahmetinin yansımasından başka bir şey değildir.

2 yorum:

Mutfak felsefesi Hatice Yüksel dedi ki...

Maşallah arkadaşıma. .. tebrik ediyorum seni. .. <3

yuzyillikkonak dedi ki...

O'nun rahmeti olmasa halimiz ne olurdu bilmem zaten. Ve Aleykümselam diyeyim dedim. ;)