Sayfalar

19 Aralık 2014 Cuma

CILGINLIGIM



Bu ne cilginliktir icimdeki...
Neyime guvenirim de bosveririm  herseye hergune
Bu cilginligin sonunu hic dusunmez mi bu yurek...
Cilginlik degil mi?
Ayni bedende beyin calisip, yurek inanirken
 Bedenin itaatsiz kalmasi...
Akil calissa  inansa da yurek
Ne fayda halsiz,hareketsiz,dermansiz, itaatsiz beden...
Bu cilginliga dur demeli,
Yeter demeli,
Itaat buyur beden demeli...
Bunun icin "el aman Ya Rab!" demeli
"Ya Rab affet,Ya Rab affet,Ya Rab affet"
Cilginlikla, cilginca,cildirmiscasina,
"Ya Rab affet"

16 Aralık 2014 Salı

SELAMÜN ALEYKÜM YARENLER....

SELAMÜN ALEYKÜM YARENLER....


Allah'ın adıyla başlayarak yazılan postların,okunan yazıların hayırlara vesile olmasını diliyorum.

Dostlar farkında mısınız? Bugünlerde bakıyorum da blogger dostlarımdan,arkadaşlarımdan,yarenlerim den hep kendi arkadaşlarıyla ilgili,dostlarıyla ilgili  genelde çevrelerindeki insanlarla ilgili şikayet yazıları  geliyor.
İnsanların maskelerinden,ikiyüzlülüklerinden,yalanlarından,riyalarından, kıskançlıklarından dem vuruyorlar.Öyle şeyler yazılıyor ki bizim hayatlarımızda da o tarz da insanlar çok diyip iç geçiririrken yorumları okuyor aynı şekilde herkesin çevresinde fazlasıyla varmış diyorum...Şaşırıp kalıyorum.İnsanlar yaşadıkları gibi görünmüyor yada göründükleri gibi yaşamıyor.Bunun içinde türlü türlü maskeler takıyor.Bizler de sürekli değişen bu maskelerin hızına  yetişemeyip afallayıp kalıyoruz.Onlar maskeleri değiştirirken bizleri kırıp incittiklerinin  farkında bile olmuyorlar.
Ben artık bunlara  alıştım diyebilirim.Hatta bi sürü bahanelerde bulabilirim.Ahir zaman, teknoloji bizi böyle yaptı,zamane değişti gibi bir sürü bahane ....Beni üzen bu maskeler değil, aslında bu bizi üzen insanların çevremizde ne kadar çok çoğaldığı.Toplum olarak mı böyle riyakar,hırslı,kıskanç olduk.Hepimiz mi değiştik değişiyoruz diyorum.Niye böyleyiz,neden böyle olduk ,eski halimize dönebilecek miyiz diye düşünürken  umutsuzluğa da düşmüyor değilim.Sonra da diyorum ki o kadar açık ki bu hale gelme sebebimiz.Biz insanoğlu Allah 'tan uzaklaştıkça İslam dan kaçtıkça Allah 'ta bizleri bize bırakıyor ve bizde biz olmayınca kimliksiz maskelerimizle karşılıyoruz birbirimizi.Benim anladığım Yaradan dan uzaklaştıkça maalesef  kırılmaktan incimekten kurtulamayacağız.
Siz bu konu da neler söylersiniz acaba merak ediyorum.

15 Aralık 2014 Pazartesi

KİŞİ İYİ VE KÖTÜ FİİLLERİ KENDİSİ İÇİN İŞLER*

KİŞİ İYİ VE KÖTÜ FİİLLERİ KENDİSİ İÇİN İŞLER

􀂭ِ
“İyilik ederseniz kendinize iyilik etmiş olursunuz, kötülük yaparsanız yine
kendinize yapmış olursunuz...” (İsrâ, 17/7)
İnsan yaratılış olarak hem iyilik yapmaya ve hem de kötülük yapmaya yetenekli
bir varlıktır. Zaten böyle olduğu için Cenab-ı Hak onu imtihan etmektedir. Nitekim
ayette kimin daha güzel amel işlediğini denemek için ölüm ve hayatın yaratıldığı
ifade edilmektedir (Mülk, 67/2). Bu imtihanda başarılı olabilmek için iyilik ve kötülük
yollarının neler olduğu da ayrıca insana gösterilmiştir.
Esasen bizim yaptığımız iyilik ve kötülükler kendi lehimize ve aleyhimize olmaktadır.
Çünkü konumuzu teşkil eden ayet, iyilik ederseniz kendinize iyilik etmiş
olursunuz, kötülük ederseniz onu da kendinize yapmış olursunuz, diye bizi
uyarmaktadır. Bir bakıma Allah, iyilik veya kötülük işlememiz konusunda kendi
irademizle bizi baş başa bırakmaktadır. Ancak, Allah bizim iyilik yapmamıza rıza
göstermekte ve bundan hoşnut olmakta, kötü fiiller işlememize ise razı olmamaktadır.
Cenab-ı Hak bizim işlediğimiz iyiliklerin karşılığını vermekte ve hiç kimseye
haksızlık yapmamaktadır. Nitekim ayette, “Şüphesiz Allah (hiç kimseye) zerre kadar
zulüm etmez. (Yapılan) çok küçük bir iyilik de olsa onun sevabını kat kat arttırır ve kendi
katından büyük bir mükâfat verir.” (Nisâ, 4/40) buyurulmaktadır. Peygamberimiz (s.a.s)
de yüce Allah’ın iyiliklerin karşılığını binlerce iyilikle artıracağını vurgulamıştır
(Tirmizî, “Da’avât”, 36). Ayet ve hadislerde yer aldığı gibi kişinin yaptıklarının karşılığını
göreceği, dolayısıyla her ne yaparsa kendisi için yaptığını bilerek ona göre hareket
etmesi gerektiği mesajı verilmektedir.
Yaptığımız iyililiklerin karşılığı bizlere tam olarak ödenecektir. Kur’an-ı Kerim’de
kıyamet günü adalet terazilerinin kurulacağı, hiçbir kimseye zerre kadar zulmedilmeyeceği
ve yapılan güzel bir işin küçük miktarda da olsa getirilip ortaya konacağı
belirtilmektedir (Enbiyâ, 21/47). Ayrıca iyilik edenlerin iyiliklerinin daha fazla iyilikle
ödeneceği, bu dünyada iyi amel işleyen kimsenin ahiretteki amelinin de ebedî olacağı
açıklanmaktadır. Güzel davrananlara daha güzeliyle mükâfat verilecek (Necm,
53/31), iman edip güzel davranışta bulunanların amelleri zayi edilmeyecektir (Kehf,
18/30).
Çünkü iyiliğin karşılığı ancak iyiliktir (Rahman, 55/60). İnsan salih amel işlerse
kendisi için işlemiş olur. Yani faydası kendisine ait olur. Zira insana ancak çalışıp
yaptığı şeyin karşılığı verilir. Fakat bir kötülük işlemişse de kendi aleyhine olur. O
kötülüğün cezasını kendisi çeker (Câsiye, 45/15). Kişiye isabet eden iyilikler Allah’tandır.
Kötülüklerle karşılaşması ise kendi yapmış olduğu fiillerden dolayıdır.
Yüce Allah bizi sınamak için musibetler verebileceği gibi yaptığımız kötülüklerden
dolayı da musibetler verebilir. Ancak Rabbimiz, rahmet sahibi olduğu için, bu
musibetlerle birçok günahlarımızı da affeder. Şayet Allah bizim işlediğimiz günah
sayılan her kötü davranışımızdan dolayı hesaba çekerek bize ceza vermiş olsaydı,
yeryüzünde hiçbir canlı kalmazdı (Fâtır, 35/45). Bir hadiste de mümin bir kişinin
karşılaştığı her türlü musibet ve üzüntüye karşılık, hatta ayağına bir diken batmasından
dolayı Cenab-ı Hakk’ın o kişinin günahını affedeceği rivayet edilmektedir
(Buhârî, “Merdâ”, 1). Yaptığımız iyilikler bizi Allah’a yaklaştırdığından dolayı küçük
gibi görünse de onun önemli olduğunu düşünmeliyiz. Küçük de olsa işlediğimiz
hayırlı işlerimizin karşılığını göreceğimiz gibi az miktardaki kötü fiillerimizden dolayı
da ceza çekeceğimiz muhakkaktır. Çünkü iyilik yapanın ondan daha hayırlı bir
iyilikle karşılığını göreceği ve kıyametin korkularından emin olacağı gibi, kötülük
işleyenin de yüzüstü cehenneme atılacağı ifade edilmektedir (Neml, 27/89-90). Yine
bir iyiliğin karşılığının on kat fazlasıyla ödeneceği, kötülüğün karşılığının ise sadece
o kötülükle sınırlı kalacağı, Allah’ın kimseye haksızlık yapmayacağı beyan edilmektedir
(En’âm, 6/160).
Yüce Allah bize o kadar merhametlidir ki, iyilik etmeyi düşündüğümüz ancak
bunu gerçekleştirme imkânını bulamadığımız zaman bile tam bir iyilik sevabı verir.
Şayet bu iyiliği gerçekleştirirsek ona on sevaptan yedi yüz katına kadar hatta daha
fazla miktarda mükâfat verir (Müslim, “İmân”, 207).
O halde yapılan iyilikler hiçbir zaman boşa gitmez. Nitekim “İyilik yap denize at
balık bilmezse Hâlık bilir” ifadesi de bir atasözü hâline gelmiştir.

13 Aralık 2014 Cumartesi

Kur'an'da İLETİŞİM DİLİ


Kur'an'da İLETİŞİM DİLİ  kitabını çok beğendiğimi ve altını çizdiğim notları buraya aktaracağımı söylemiştim.Aldığım notlar:

Hayat nizamı,bütün yönleriyle bir iletişim ağıdır.

İslam, münasebetleri disipline ederek insanlar arası ilişkiler düzenini belirli amaçlara yöneltmiştir.

Kur'an'ın ortaya koyduğu ve gerçekleştirdiği iletişim ise ,çok yönlü,hakka ve hakikate bağlı,barışa ve iyiliğe yönelik bir iletişimdir.

Kur'an insanı aslına dönmeye çağırmaktadır.Kur'an,bu dönüşüm yolunu gösteren bir kitap olduğuna göre,insanı nesne olmaktan çıkarıp kendini gerçekleştirmesini sağlayacaktır.

Kaynağın tanınan ve sevilen olması,mesajın alıcıya ulaşmasında önemlidir.

Kaynak ,mesajın dinleyici üzerinde etkili olmasını ve onun tarafından değerlendirilmesini istiyorsa ,başkalarına önerdiği doğruları  önce bizzat benimsemeli ve gereğini yerine getirmelidir.

İnsanlara  akıl ve anlayış seviyelerine; bilgi,birikim ve ahlaki olgunluk seviyelerine göre  hitap edilmelidir.Çünkü bilgi,olayları değerlendirme ve algılama unsuru olarak önem arz eder.

Kur'an ,Allah'ın insana olan ilgisinin bir sonucu olarak gönderdiği bir mesaj;insanında  kendisi ile Allah'a ulaşabileceği bir vasıtadır.

Allah ,insanla konuşmak isterse bir takım ayetler (işaretler)gönderir.Sözlü işaretler ile sözsüz işaretler arasında  bir ayırım yoktur;her ikisi de Allah-insan iletişimini gerçekleştiren unsurları içerir.Vahiy,Allah ile insan arasındaki konuşmanın  yalnız bir bölümüdür.Fakat sözü olan bazı ayetler vahiy kelimesiyle belirlenmiş çok özel bir sınıf oluşturdukları;mahiyet ve yapı itibarı ile sözsüz ayetlerden ayrı bir önem taşıdığı için,sözlü vahiy,bir konuşma münasebetidir.

İslam'a göre vahiy semantik açıdan Allah'ın konuşmasıdır.Başka bir ifadeyle Allah'ın kendi iradesini dil aracılığı ile insana açıkça anlayabileceği bir biçimde bildirmesidir.

Allah,insana sözsüz ayet olan kainatı,kendi varlığının açık belgeleri olarak sunmayı yeterli görmeyerek ona sözlü mesajını (vahyi)da göndermiştir.

Vahyin hedefi;insanı yaratıcısı ile aracısız,doğrudan bir ilişki içine sokarak  vahyin bütünlüğüne ulaşmasını sağlamaktır.

Kişinin yaratıcısıyla iletişim kurması anlamında dua,tek yönlü olmayan ,yaratıcı ile kul arasındaki bir haberleşmedir,Bu haberleşme isteği,insana tabii ve doğal bir olgu olarak doğumundan itibaren yerleştirilmiştir.

Allah'tan insana doğru olan sözlü konuşma vahiy ,insandan Allah'a doğru olan sözlü konuşma ise duadır.

Yakarma da ki ruhi ve şuuri yoğunlukla ,tüm varlığımızla ,vücudumuzun zerreleriyle ,ruh gücümüzle ve samimiyetle bütün kuvvetimizi seferber ederek istemeyi gerçekleştirebilirsek,mutlak isteyiş gerçekleşmiş olur.

İbadet kalıpları insanın Allah'ın huzurunda duyduğu  derin huşunun beden diliyle ifadesidir.

Namaz kılarken  yapılan bedensel hareketler,insan Allah iletişiminde beden dilinin kullanıldığının göstergesidir.

Altını çizdiğim o kadar çok cümle olmuş ki ancak bu kadarını yazabildim.
Yazarı  Süleyman Gümrükçüoğlu'na  çok teşekkür ediyor saygılarımı sunuyorum.

12 Aralık 2014 Cuma

Neler oluyor?

Gunler gunleri kovaliyor,hepsi birbirinin ayni...Hepsi ayni ve zarardayiz...Ne kitap okuyabiliyorum,ne temizlik yapabiliyorum,ne mutluyum ,ne mutsuzum,ne gulebiliyorum, ne aglayabiliyorum..Kafam karisikta degil.Nedenini bilmiyorum.Koca bir depresifim...Nasil kurtulacagim bu depresiflikten..

Sanirim dostlarimin duasina ihtiyacim var...
Dualarinizi eksik etmeyin bu garipten...

7 Kasım 2014 Cuma

YUREK FIRTINASI


Bazen muhurlenir diller,kalp kaynar,cumleler yutkunulur,gozler dolar da dolar ama cikmaz agizdan.Firtinalar  esip gecer,depremlerle yerle bir olur butun iyi niyetler,guzelliklerin ustu kapanir buzlasmis karlarla...Gecmisle gelecek yok olmustur  karanlik bir magarada yapayalniz kalmissinizdir.Hayat durur,gun kararmistir,karadan baska renk yoktur goz yaslarinda.Aslinda goz yaslari bile karadir.
Ama bir ayet duser gonullere...
"Suphesiz ki her karanligin ardinda bir aydinlik vardir."(insirah)
Artik karanliga sabredip aydinligi beklemeli yurekler...

3 Kasım 2014 Pazartesi

Kur'an'da ILETISIM DILI

Bugun cok onceden aldigim ve yariladigim uzatmali kitabim  (Kur'an'da ILETISIM DILI )kahvem not defterim ve kalemlerimle birlikteyimmm
Onlarla birlikteligim huzurlu ve mutlu...:))
Nice birlikteliklere...
Bu arada kitap cok dolu bitirince aldigim notlari aktaricamm

27 Ekim 2014 Pazartesi

NOTLARIMDAN...

 Selamun aleykum dostlar...
Kemal Sayar'in bir kitabindan cok dogru olduguna inandigim bir cumlenin altini cizmisim..
Sizlerinde bu konuda fikirlerini almak istedim...
"Hiz ve gurultu sonunda askin yuzlerce yillik anlamini yutuyor"
 Evet siz ne dersiniz bu konuda...

24 Ekim 2014 Cuma

RAHMET DAMLALARI

Yagmurlar basladi.Rahmet damlalari sardi heryanimizi.Butun rahmet damlalarinin ustume yagmasini diledim gece her uyanisimda...

Her uyanisim hamdolsun hala yagiyorla dolu...Rahmet bekleyenlerin yuzu guluyor diye sevindim icimden..Bu rahmet pinari benimde icimdeki butun kotulukleri temizlesin diye dualar ettim bolca...Rabbim rahmetiyle kusatsin bizleri butun islam insanlarini...

Her damlasi bir nur,bir mucize olan rahmetin uzerimizden eksik olmamasi dilegiyle hayirli cumalar....

18 Eylül 2014 Perşembe

TASINIYORUMMM

Yeniden baslarken yeni bir doneme gercektende yenilendi hayat...
Yeni bir baslangicla evi tasiyoruz.
Yeni bir umutla yeni bir istekle yeni bir hevesle...
Dualarinizi bekliyorum...
Yazdan kalma bu guzelliklere goz atmaniz dilegiyle...











18 Ağustos 2014 Pazartesi

VEDALARIN ARDINDANNNN

Hayat;vedalarin ardindan gelen yeni baslangiclara gebedir.
Evet memleketteki tatilimi bitirip yeniden yeni bir doneme baslamak icin  dondum.
Ozlediklerimle ozlem giderdim,unuttuklarimi hatirladim,guzellikleri yeniden yasadim, gormek istedikleri gordum, kalabaliklar icinde yasadim,yeniden hamd ettim gorebildigime gidebildigime gelebildigime...

Hamdolsun evime dondum bana verilen hergunle birlikte gune yeniden baslama nimetine ve rahmetine..

Yeni bir hayata yeni bir gune baslama cabasindayim.Daha umutlu daha hayirli gunlere merhaba diyorum.Kendimce planlar yapip, bu planlara sadik kalacagima kendime sozler veriyorum.O kadar cok sey var ki yapilacak yeniden baslamak icin.
Oncelikle temizlenmek arinmak gerek..
Yeniden guzelliklerle hayirlarla bilgilenmek gerek...
Bu bilgileri hayata gecirmek onunla amel etmek gerek...
En once bunun icin niyet etmek gerek....
Allah'im iyi bir kul olmak icin yeniden niyet ediyorum bana yardim et...

Sevgili dostlarim eminim sizlerinde hayata yeniden basladigi zamanlar olmustur.Bu zamanlarda neler yaptiginizi paylasirsaniz belki bana yada baska dostlarima yardimci olabilirsiniz.Bilgilerde sevgilerde paylasildikca cogalir:)
Allah'a emanet olun.....

8 Temmuz 2014 Salı

GÖZLERİMİZİ AYDINLATACAK EŞLER VE ÇOCUKLAR!

GÖZLERİMİZİ AYDINLATACAK
EŞLER VE ÇOCUKLAR!



“Onlar, ‘Ey Rabbimiz! Eşlerimizi ve çocuklarımızı bize göz aydınlığı kıl ve
bizi Allah’a karşı gelmekten sakınanlara önder eyle’ diyenlerdir.” (Furkân,
25/74)
Yüce kitabımız Kur’an, peygamberlerimizin (Allah’ın selamı onların üzerine olsun);
“Müslüman” (Bakara, 2/128), “temiz” (Âl-i İmran, 3/38), “namazı dosdoğru kılan”
(İbrahim, 14/40) ve “salih” (Ahkâf, 46/15) bir “nesil/zürriyet” isteklerini ve dualarını bizlere
örnek olmak üzere nakletmektedir.
Elbette biz Rahman’ın kulları da “göz aydınlığımız olacak eşlerimizin ve nesillerimizin”
olmasını arzu ederiz. Bunun gereği olarak da eş ve çocuklarımızın da
kendimiz gibi Rahman’ın yolunda olmasını çok önemseriz. Çünkü “Ey iman edenler!
Kendinizi ve ailenizi, yakıtı insanlar ve taşlar olan ateşten koruyun…” (Tahrim, 6/66) emriyle
bunlardan birinci derecede sorumlu olan bizleriz.
Şüphesiz sadece “kavli dua” etmekle yani dilimizle istemekle bunları elde etmemiz
mümkün değildir. Bunun için karşılıklı sevgi ve saygıya dayalı mutlu bir aile
yuvasının kurulması ve çocuklarımızın eğitim ve terbiyesi konusunda baştan itibaren
uyulması gereken dinî ölçülere yani “fiilî duaya” da titizlikle uymamız gerekir.
Erkek olsun kız olsun bir Müslüman evlenmek istediği zaman, anne babalarının
da öncülüğünde, öncelikle İslam terbiyesini almış, iffetli biriyle evlenmeye çaba
göstermeli, hayat arkadaşını seçerken güzelliğinden, soyundan ve zenginliğinden
daha çok, dindarlığına ve iyi ahlak sahibi olmasına dikkat etmelidir. Peygamberimiz
(s.a.s)’in özellikle kadınlarda aranmasını tavsiye ettiği (Buharî, “Nikâh”, 15; Ebû Dâvûd,
“Nikâh”, 2) bu ölçülerin erkekte de aranmasına bir engel yoktur. Hadiste özellikle
kadının zikredilmesinin “yuva ve çocuklar üzerindeki temel etkisini vurgulamak”
maksadıyla olduğunu düşünmemiz yanlış olmaz.
Evlenmek isteyen kadın ve erkeğin birbirlerini görüp beğenmeleri (Ebu Dâvûd,
“Nikah”, 18; Tirmizî, “Nikah”, 5) ve kendi istek ve hür iradeleriyle evlenmeye karar vermeleri
de dinimizin tavsiye ettiği diğer önemli bir husustur.
Böylece cüzî irademizi İslami ölçülere uygun bir şekilde kullandıktan sonra gerek
mutlu bir yuva kurabilmemiz ve gerekse kurulan yuvayı mutlulukla devam ettirebilmemiz
için dua edip Allah’tan yardım istememiz de mutlaka gereklidir. Çünkü
eşler arasındaki sevgi ve merhameti var eden O’dur (Rum, 30/21).
Dinimize göre dünyaya gelmelerine sebep olduğumuz her çocuk, aile için yeni
bir mutluluk ve sevinç kaynağı olduğu kadar bize yeni sorumluluklar da getirir.
İslamiyet bu hususta birinci derecede babayı sorumlu tutar (Tahrim, 66/6). Anne de
bu sorumluluğa ortaktır.
Çocuklarımızın beslenme, barınma, giyim ve sağlık gibi maddî ve bedensel ihtiyaçlarını
helal yollarla ve gücümüze göre en güzel şekilde karşılamamız başta gelen
görevimizdir.Çocuklarımıza sevgi ve şefkat göstermemiz, tahsil terbiye ve meslekî
eğitimlerini yaptırmamız da onların “Gözlerimizi aydınlatacak bir nesil” olmaları
için çok önemlidir.
Bunları yaparken çocuklarımızın sadece maddi ihtiyaçlarını karşılamakla yetinmeyerek,
ruhi ihtiyaçları olan dinî eğitim ve terbiyelerini de asla ihmal etmeyelim;
küçük yaşlardan itibaren başlatacağımız iman, ibadet, ahlak ve sosyal terbiyeleriyle
birlikte, haram-helal, günah-sevap şuurunu da geliştirelim.
Çocuklarımızın sevgiye, bizlerden göreceği iyi örneklere ve açıklayıcı doğru
bilgilere ihtiyaçları vardır. Özellikle dinî terbiye ve eğitimlerinde 12-15 yaşından
önceki dönemde, ruh/beden gelişimlerini ve henüz dinen yükümlülük çağında olmadıklarını
da göz önünde bulundurarak, eksik ve hatalarını korkutucu, ürkütücü,
emredici ve dinimizden soğutucu şekilde değil, özendirici bir yolla gidermeliyiz.
Çocuklarımızın dinî inanç ve değerleri öğrenmesi, ihtiyaç duyduğu bütün ahlaki
faziletleri, sosyal davranışları kazanması, ruh ve beden bakımından sağlıklı, ayrıca
sanat ve hüner sahibi olabilmesi; yapılması gerekenleri “zamanında ve doğru şekilde”
yapmamıza sıkı sıkıya bağlıdır. Unutmayalım ki “ağaç yaş iken eğilir”.
Bu görevlerimizi yerli yerinde ve zamanında yerine getirdiğimiz takdirde ciğer parelerimiz
olan çocuklarımızın eğitim ve terbiyesini başarıya ulaştırabilir ve arkamızda
bize göz aydınlığı, vatanımıza ve milletimize de yararlı bir nesil bırakabiliriz.

6 Temmuz 2014 Pazar

EŞLER ARASINDA SEVGİ

EŞLER ARASINDA SEVGİ



“Kendileri ile huzur bulasınız diye sizin için türünüzden eşler yaratması
ve aranızda bir sevgi ve merhamet var etmesi de O’nun (varlığının ve
kudretinin) delillerindendir. Şüphesiz bunda düşünen bir toplum için
elbette ibretler vardır.” (Rûm, 30/21)
Toplumu oluşturan temel yapı ailedir. Aile; kişinin huzur bulduğu bir ortam,
neslin devamı için bir vesile, kişiyi çeşitli kötülüklerden koruyan bir araçtır.
Ailenin huzur ve mutluluğu, toplumun huzur ve mutluluğu demektir. Aile mutluluğunun
sağlanması, eşlerin ve diğer aile fertlerinin birbirlerine sevgi, saygı ve
hoşgörü çerçevesinde davranmaları ile mümkündür. Acısıyla, tatlısıyla bir ömür
boyu beraber hayat sürecek eşlerin dostluğa, karşılıklı sevgi ve saygıya herkesten
daha çok ihtiyaçları olduğu açıktır. Nitekim okuduğumuz ayet-i kerimede de belirtilen
“Kendileri ile huzur bulasınız diye sizin için eşler yarattık...” şeklindeki ifade,
eşlerin yaratılış amacını açıklamakta, dolayısıyla insanın eşini kendisiyle huzur ve
mutluluk bulacağı varlık olarak görmesini telkin etmektedir. Şu halde aile hayatında
mutluluğun ön şartı eşlerin böyle bir bakış açısına sahip olmalarıdır.
Yakın zamana kadar birbirlerini tanımayan iki ayrı cinsin çok güçlü bağlarla birbirine
bağlanması, temelinde iffet anlayışı bulunan, karşılıklı güven ve sevgi duygularıyla
geliştirilen bir aile kurumunun bina edilmesi, yüce Allah’ın insanlığa en
büyük lütuflarındandır. Âyette ifade buyurulduğu üzere iyi düşünen kimseler için
bundan çıkarılacak önemli dersler vardır.
Kâinatın temeli sevgi üzerine kuruludur. Sevgi, aile mutluluğunu besleyen ana
kaynaktır. Bu kaynağın tıkanması durumunda aile saadeti de tehlikeye girer. Nite-
kim Rabbimiz de evlilik hayatının gerekli şartlarından olan sevgiyi, kalplerin kaynaşmasına
vesile kılmaktadır. Zira Kur’an’da belirtildiği gibi kalplerin kaynaşması
ancak Allah’ın dilemesiyle olur. Eşlerin davranışları kalplerin kaynaşması için bir
vasıta olmalıdır. Bunu başarabilen eşler, ruh ve beden sağlığı açısından da şanslıdırlar.
Sürekli didişme içinde olan eşler ise bu ön şartı yerine getirmediklerinden
aralarındaki muhabbet azalmaya, kalp birlikteliği kaybolmaya başlar, boşanarak aile
hayatını yıkmasalar dahi psikolojik sıkıntılara maruz kalıp sağlıklarını kaybedebilirler.
Bu nedenle eşler birbirlerine verdikleri değer, sevgi ve saygıyla mutluluk ağacını
dikmeli, çocuklar da bu mutluluğun meyveleri olmalıdır. Mutlu olmayan eşler, mutlu
çocuklar yetiştiremezler.
Aileyi oluşturanlar, iki farklı ailede hayatı yaşamış iki farklı kişilik iken, aile oluşturmanın
gereği olarak bir teknede yoğrulmuşlardır. Eşlerin uyumlu olmaları, her
konuda aynı fikirde olmaları sonucunu doğurmadığı gibi, her konuda aynı fikirde
olmak da uyumlu bir hayatın tek sebebi değildir. Evlilikte de uyum şartı olan “bir
ortak görüş, düşünüş, zevk ve değerlendirme alanı” vardır. Genel kabul gören konular
dışında yoruma, tercihe ait konularda farklı görüşler hayata renk katar, değişiklik
ve zenginlik getirir. Eşler arasında tartışma olabilir. Tartışmanın amacı üstün çıkmak
değil, en doğru ve en makul olanı gerçekleştirmektir. Eşler arasında baskı değil ikna,
çatışma değil uzlaşma, nefret değil sevgi, saldırı değil iletişim olmalıdır.
Evlilik sevgiye açılan en geniş ve en ağır kapıdır. Sevgi, birbirini seven insanların
eksik ve kusurlarını hissetmemesidir. Bu itibarla eşler birbirine hem dost, hem arkadaş,
hem de sırdaş olmalıdır. Seven insanlar birbirlerine seni seviyorum demekten
çekinmemeli, sevgide cömert, nefrette cimri olmalıdır. Sevgi ve saygı ile kurulan bu
kutsal ocağın tütmesi için her türlü fedakârlıktan kaçınmamalı, birbirlerinin eksik
ve kusurlarını değil iyi ve güzel yanlarını ön plana çıkarmalı, hayatı hürmet ve şefkat
ekseninde paylaşmalıdır.
Unutmayalım ki, sevgi ve anlayış eksikliğinden geçimsizlik, geçimsizlikten ise
kötü muamele ve şiddet doğabilmektedir. Özellikle evliliklerini sağlam temeller
üzerine kuramamış veya evliliğin devamlılığı için ön şartları yerine getirememiş eşler
arasındaki geçimsizlik, boşanmalara yol açmakta, çocuklar üzerinde de onarılmaz
vasıfta menfi tesirler meydana getirmektedir.

5 Temmuz 2014 Cumartesi

AŞIRI HARCAYANLAR ŞEYTANA KARDEŞ OLURLAR

AŞIRI HARCAYANLAR
ŞEYTANA KARDEŞ OLURLAR



“Çünkü saçıp savuranlar şeytanların kardeşleridir. Şeytan ise Rabbine karşı
çok nankörlük etmiştir.” (İsrâ, 17/27)
İnsanoğlunun ihtiyaçları hiçbir zaman bitmez. İnsan bu ihtiyaçlarını karşılamak
için her türlü yola başvurur. Elde ettiği serveti acımaksızın harcar. Harcamalarının
doğru olup olmadığına da bakmaz. İnsanın bu zaafından dolayı, Rabbimiz, saçıp
savurmayı yasaklamış, saçıp savuranları kınamış ve bu kimseleri şeytanın dostları
olarak nitelemiştir. Kur’an-ı Kerim’de infak teşvik edilmekle birlikte, kişiyi muhtaç
bırakacak ya da bakmakla yükümlü olduğu insanları mağdur edecek oranda
harcama yapması da uygun görülmemiştir. Her imkâna sahip olduğu halde kişinin
“Benim malım değil mi? Ben kazanmadım mı? İstediğim yere harcayabilirim” şeklindeki
yaklaşımı da doğru değildir. Bu tür harcama da israf olarak adlandırılmaktadır.
Çünkü israf, saçıp savurmak, doğru olmayan yerlere harcama yapmak demektir.
Saçıp savuranların şeytanın kardeşi dostu olmalarının nedeni, boş yere ve meşru
olmayan şekilde başka bir ifadeyle günah yolda harcama yapmalarıdır. Çünkü şeytan
Rabbine karşı nankörlükte bulunmuş, nimetin hakkını vermemiştir. Bir bakıma
saçıp savuranlar da nimetin hakkını ödemezler. Hak sahiplerine vermeleri gereken
şeyleri esirgerler. Hâlbuki nimetin saçıp savrulmadan hak sahiplerine ulaştırılması
gerekir. Hz. Ali, kişinin kendisine ve aile halkına israf etmeden, savurganlık yapmadan
harcama yapmasını hayırlı iş olarak; gösteriş olsun diye yaptığı harcamasını ise
şeytanın bir payı olarak görmüştür.
Allah’a isyan yolunda bulunan kişilerin şeytanlarla beraber olmaları başka bir
ayet-i kerimede de şöyle yer almaktadır:
“Kim, Rahman’ın zikrini görmezlikten gelirse biz onun başına bir şeytan sararız. Artık
onun ayrılmaz dostudur.” (Zuhruf, 43/36)
İnfakın ölçülü olmasına o kadar önem verilmiştir ki, kişinin kendi malından
meşru olarak vasiyette bulunması bile belirli bir oranla (üçte bir oranıyla) sınırlandırılmıştır.
Bunun üzerindeki vasiyeti geçerli sayılmamıştır. Zaten Kur’an-ı Kerim,
Rahman’ın mümin kullarının özelliklerinden bahsederken harcamalarında mutedil
yani orta yollu olduklarını şöyle belirtmiştir:
“Onlar, harcadıklarında ne israf ne de cimrilik edenlerdir. Onların harcamaları, bu ikisi
arasında dengeli bir harcamadır.” (Furkân, 25/67)
Peygamberimiz (s.a.s)’in, iktisat edenin fakir düşmeyeceği, nafakada iktisatlı
olmanın geçimin yarısı olduğu, şeklindeki tavsiyeleri (Kenzü’l-Ummal fî Süneni’l-Akvâl
ve’l-Ef’al, Müessesetü’r-Risale, 1985 Beyrut) harcamada orta yollu davranmanın önemini
vurgulamaktadır. Allah mülkü dilediğine verir dilediğinden alır. Bugün sahip olduğumuz
mal varlığını aşırı savurganlık yaparak harcarsak yarın kaybederek muhtaç
hâle düşebiliriz. Peygamberimiz zamanında beş yüz hurma ağacı olan bir sahabi
ağaçların meyvesini toplamış, hepsini dağıtmış, evine hiçbir şey götürmemişti. Bunun
üzerine Cenab-ı Hak şöyle buyurdu:
“Eli sıkı olma, büsbütün eli açık da olma sonra kınanır ve çaresiz kalırsın.” (İsrâ, 17/29)
İmkânlarımız ne kadar çok olursa olsun fert hayatında ve toplum hayatında aşırı
harcama yapmamız yasaklanmıştır. İktisatlı yaşamak ise teşvik edilmiştir. Başka bir
ifade ile imkânlarımızı faydasız yerlere sarf etmemiz, savurganlık olması nedeniyle
yasaklanmıştır.
İnsanlık aşırı ve gereksiz harcamalarından dolayı birçok maddi sıkıntıya düşmektedir.
Mesela aile geçimsizlikleri ve boşanmaların bir kısmına aşırı harcamaların
sebep olduğu bilinmektedir. Yine devletlerin aşırı harcamalarının ve dolayısıyla gereksiz
yere borçlanmalarının ekonomik krize yol açtığı görülmektedir. Ayrıca aşırı
harcamaların hayat pahalılığı, çevre kirliliği ve doğal kaynakların yok olmasına sebep
olduğu da bir gerçektir.
O halde; başkalarına baş eğmeden izzetle yaşayabilmek için iktisada riayet etmeli
ve şeytanî bir fiil olan savurganlıktan sakınmalıyız....

2 Temmuz 2014 Çarşamba

SABIR VE NAMAZLA RABBİMİZDEN YARDIM DİLEYELİM

SABIR VE NAMAZLA RABBİMİZDEN
YARDIM DİLEYELİM


Sabrederek ve namaz kılarak (Allah’tan) yardım dileyin. Şüphesiz namaz,
Allah’a derinden saygı duyanlardan başkasına ağır gelir.” (Bakara, 2/45)

Dua, dinin ve kulluğun özüdür. Allah ile birlikte olmak, bütün gönlümüzle O’na
yönelmek O’na yakarmaktır. Rabbimiz yukarıdaki ayette duanın başka bir yönüne,
kendisinden yardım istemenin nasıl olması gerektiğine işaret etmektedir. Kur’an’ın
ifadesine göre Rabbimiz bize çok yakındır. Dua edenin duasına karşılık verir. Ancak
bizim de yapmamız gereken bir şeyler bulunmaktadır: O da yardım istemek için
hazırlık yapmak, yani yardım istemenin gereklerine uymaktır. Yukarıdaki ayete göre
Rabbimizden yardım istemenin yollarından biri de sabretmektir. Sabır bize verilen
her şeye karşı dayanıklı olmaktır. En geniş tarifiyle sabır, musibete, günah işlememeye
ve ibadetleri yapmaya dayanıklı olabilmektir. Öyleyse, dua edecek mümin,
bütün bunlarda ısrarcı olmalı, hiçbir engele takılmadan Rabbine kulluğa devam etmelidir.
Yardım isteyen müminin dua etmeden önce atacağı ikinci adım, kendini
günahlardan alıkoyan namazı kılmasıdır. Namaz biz müminlerin Rabbimizle baş
başa olduğumuz en önemli anlardan biridir.
Ayette ifade edilen sabır ahlaki bir kavram olarak, acıya katlan ma, sıkıntıya
göğüs germe; Allah’a tevekkül ederek O’ndan gelen sıkıntılara kat lanma; insanın
kendisini, aklın ve dinin yapılmasını gerekli gördüğü işleri yapma ya veya yapılmasını
yasakladığı, uygun bulmadığı davranışlardan uzak durmaya zorlaması; kişinin
hayırlı amacına ulaşma yönündeki direnci olarak tarif edilmiştir. Bu ise gerçekten
kimsenin kolaylıkla başaramayacağı, nefse ağır gelen zor işlerden biridir.
Rabbimize yönelen kullar olarak her an O’ndan yardım istemekteyiz. Her gün
Fatiha’da “Yalnız sana kulluk eder ve yalnız senden yardım dileriz!” diyerek her an O’na
sığınmaktayız. İşte O’na sığınmanın O’ndan yardım dilemenin yollarından ilki, her
şeye karşı dayanıklı olmaktır. Bunun birinci aşaması haramlardan el çekmekle başlar.
Bir mümin olarak Rabbimizi hoşnut etmek istiyorsak önce O’nun yasaklarına
karşı dayanıklı olmalıyız. Yasaklara karşı dayanıklı olduğumuzda, sınavın birinci
engelini başarmış ve O’na karşı kullukta bir adım öne geçmiş oluruz. Öyleyse
Rabbimizden yardım istemenin ilk aşaması günahlardan kaçma konusunda sabırlı
olabilmektir. Efendimiz (s.a.s)’in bir hadisinde, yediği haram, içtiği haram ve giydiği
haram olan birinin yalvarmasına, Allah’ın karşılık vermeyeceğine işaret etmesi
bu durumun önemini gözler önüne sermektedir (Müslim, “Zekat”, 65). Sabrın ikinci
boyutu ise ibadetleri yapma konusunda dayanıklı olmaktır. Rabbimiz bize yardım
etme sözü vermiştir. Ancak o da bizden bir adım atarak dinine yardım etmemizi,
yani ibadetleri az da olsa sürekli olarak yerine getirmemizi istemiştir. Kısacası O
bizden, ölüm bize gelene dek kulluk istemiştir. Sabrın üçüncü boyutu ise başa gelen
sıkıntılar karşısında güçlü kalabilmek, yılmamak ve bir imtihandan geçtiğimizin
bilinci ile hayatımızı değerlendirebilmektir.
Ayette de belirtildiği gibi, Rabbimizden yardım istemenin ikinci ön şartı O’nun
önünde eğilmektir. Dua, zaten bütün gönlü O’na vermektir. Ama duanın bir ileri
boyutu olan namaz, O’nun önünde divan durmak ve O’nunla baş başa kalabilmektir.
Rabden yardım istemenin ikinci ön koşulu olan namaz insanı kötülükten alıkoyar.
İnsanın dayanıklılığını artırır. Bu en büyük zikirdir. Zaten namazın bir sonraki
evresi, Rabbin önünde secdeye kapanmaktır. Rabbine kullukta bu kadar ileri giden
bir gönlü Rab nasıl reddeder. O artık onu reddetmekten hayâ eder. İşte biz de Rabbimizden
bu şekilde yardım dilemeliyiz.
Dua, bir iç döküştür. Rabbe sığınmaktır. O’na sığınan bir kulun Rabbinin hoşnut
olmadığı bir hâl üzere olması nasıl düşünülebilir ki! Öyleyse haramlardan uzak durarak,
ibadetlere sabır göstererek ve başımıza gelen musibetlere dayanıklı olarak ve
de namaz kılarak Rabbimizden yardım dilemeliyiz. Ama bu şekilde, yardım istemek
çok zordur, pek çok kimseye bu ağır gelir. Ancak bu şekilde yardım istemek, sadece
Rabbine gönülden bağlananlar için kolaydır. Öyleyse önce Rabbimizin yüceliğini ve
O’na gönülden bağlanmayı içimize sindirmemiz gerekiyor. Rabbimizin bize bizden
daha yakın bir hükümran olduğunu bilerek bütün gönlümüzle O’na yönelmeli ve
“duanız olmasa ne işe yarardınız” çağrısına cevap verecek ön hazırlığı yapmalıyız.

1 Temmuz 2014 Salı

Orucla ilgili Ayeti Kerimeler

Oruç İle İlgili Ayet-i Kerimeler



Ramazan ayı, insanlara yol gösterici, doğrunun ve doğruyu eğriden ayırmanın açık delilleri olarak Kur'an'ın indirildiği aydır. Öyle ise sizden ramazan ayını idrak edenler onda oruç tutsun. Kim o anda hasta veya yolcu olursa (tutamadığı günler sayısınca) başka günlerde kaza etsin. Allah sizin için kolaylık ister, zorluk istemez. Bütün bunlar, sayıyı tamamlamanız ve size doğru yolu göstermesine karşılık, Allah'ı tazim etmeniz, şükretmeniz içindir. (Bakara Suresi 185) 


Ey iman edenler! Allah’a karşı gelmekten sakınmanız için Oruç,sizden öncekilere farz kılındığı gibi,size de farz kılındı. (Bakara Suresi 183) 

Oruç, sayılı günlerdedir. Sizden kim hasta, ya da yolculukta olursa, tutamadığı günler sayısınca başka günlerde tutar. Oruca gücü yetmeyenler ise bir yoksul doyumu fidye verir. Bununla birlikte, gönülden kim bir iyilik yaparsa (mesela fidyeyi fazla verirse) o kendisi için daha hayırlıdır. Eğer bilirseniz oruç tutmanız sizin için daha hayırlıdır. (Bakara Suresi 184)



Bunlar, tövbe edenler, ibâdet edenler, hamdedenler, oruç tutanlar , rükû’ ve secde edenler, iyiliği emredip kötülükten alıkoyanlar ve Allah’ın koyduğu sınırları hakkıyla koruyanlardır. Mü’minleri müjdele. (Tevbe Suresi 112)

Oruç gecesinde kadınlarınıza yaklaşmak size helâl kılındı. Onlar, size örtüdürler, siz de onlara örtüsünüz. Allah, (Ramazan gecelerinde hanımlarınıza yaklaşarak) kendinize zulmetmekte olduğunuzu bildi de tövbenizi kabul edip sizi affetti. Artık eşlerinize yaklaşın ve Allah’ın sizin için yazıp takdir etmiş olduğu şeyi arayın. Şafağın aydınlığı gecenin karanlığından ayırt edilinceye (tan yeri ağarıncaya) kadar yiyin, için. Sonra da akşama kadar orucu tam tutun. Bununla birlikte siz mescitlerde itikâfta iken eşlerinize yaklaşmayın. Bunlar, Allah’ın koyduğu sınırlardır. Bu sınırlara yaklaşmayın. Allah, kendine karşı gelmekten sakınsınlar diye, âyetlerini insanlara böylece açıklar. (Bakara Suresi 187)


Hadis-i Şerifler
 

- İslam beş esas üzerine bina edilmiştir: Allah"tan başka ilah olmadığına ve Muhammed"in O"nun kulu ve elçisi olduguna şehadet etmek, namaz kılmak, oruç tutmak, Kabe"ye haccetmek, Ramazan orucu tutmak. (Tirmizi, İman 3, (2612)) 


- Ramazan ayı girdiği zaman cennetin kapıları açılır, cehennemin kapıları kapanır ve şeytanlar da zincire vurulur
(Müslim, Sıyam 2, (1079)) 

“Oruçlu bir kimse yalanı ve yalanla iş yapmayı terk etmezse onun yemesini içmesini terk etmesine ALLAH’ın hiçbir ihtiyacı yoktur.”  [Buhari, Savm, 8.] 

Ramazanda Allah'ı zikreden mağfiret olunur. Ve o ayda Allah'dan dilekte bulunan kimse de mahrum edilmez. (Ravi: Hz. Câbir (r.a.))

Beş şey oruç ve abdestte hayır bırakmaz: Yalan, gıybet, söz taşıma, şehvet nazarı ile harama bakmak, yalan yere yemin etmek. (Ravi: Hz. Enes (r.a.)) 


- Kim Allah Teala yolunda bir gün oruç tutsa, Allah onunla ateş arasına, genişliği sema ile arz arasını tutan bir hendek kılar
(Tirmizi, Cihad 3, (1624)) 


Ramazan ayında, hasta veya ruhsat sahibi olmaksızın kim bir günlük orucunu yerse, bütün zaman boyu oruç tutsa bu orucu kaza edemez
(Buhari, Savm 29)


Kadir gecesini, kim sevabına inanıp onu kazanmak ümidiyle ihya ederse, geçmiş günahları affedilir
(Müslim, Müsafirin 174, (769); Ebu Davud, Salat 318, (1371); Tirmizi, Savm 83) 

Zekat, müslümanlığın köprüsüdür. (Ebud Derda (r.a.))

Resulullah (sav)'a :" Kadir gecesi (Ramazan'ın neresinde?) diye sorulmuştu. O da, Ramazanın tamamında." diye cevap verdi. [Ebu Davud] 

"Şurası muhakkak ki, Oruçlunun iftarını açtığı zaman reddedilmeyen makbul bir duası vardır" (Beyhaki) 

"Kim yalanı ve onunla ameli terketmezse (bilsin ki) onun yiyip içmesini bırakmasına Allah'ın ihtiyacı yoktur." [Ebu Hüreyre] 


- Ramazan girip çıktığı halde günahları affedilmemiş olan insanın burnu sürtülsün Anne ve babasına veya bunlardan birine yetişip de onlar sayesinde cennete girmeyen kimsenin de burnu sürtülsün Ben yanında zikredildigim zaman bana salat okumayan kimsesinin de burnu sürtülsün!
(Tirmizi, Daavat 110, (3539)) 

- Kim oruçlu olduğu halde unutur ve yerse veya içerse orucunu tamamlasın Çünkü ona Allah yedirip içirmiştir
(Müslim, Sıyam 171,)

"Ramazan ve Kurban bayramının gecelerini ihya eden kimsenin kalbi, kalblerin öldüğü gün ölmez" [İbni Mace, Taberani] 

Kim Allah rızası için bir gün oruç tutarsa, Allah onu yetmiş sene Cehennem ateşinden uzaklaştırır. [Camiüs Sağir] 

- Kim bir oruçluya iftar ettirirse, kendisine onun sevabı kadar sevap yazılır Üstelik bu sebeple oruçlunun sevabından hiçbir eksilme olmaz
(Tirmizi, Savm 82, (807); 

Ramazanda Allah'i zikreden magfiret olunur. Ve o ayda Allah'dan dilekte bulunan kimse de mahrum edilmez. [Hz. Cābir (r.a)]

Kadir gecesini, kim sevabına inanıp onu kazanmak ümidiyle ihya ederse, geçmiş günahları affedilir.. (Müslim, Müsafirin) 

Allah'ım sen affedicisin, affı seversin, beni affeyle. (Allahümme inneke afüvvün kerîmün tuhibbül afve fa'fü anni. ) [Kadir Gecesi Duası] 

"Oruçlu için iki sevinç vardır: Biri,orucu açtığı zamanki sevincidir; diğeri de Rabbine kavuştuğu zamanki sevincidir."(Ebû Hüreyre) 

"Ramazan" demeyin. Zira Ramazan Aziz ve Celil olan Allah'in isimlerinden bir isimdir. Lakin “Ramazan ayı” deyin. [Hz. Ebū Hureyre (r.a.)] 

Ramazan'da orucunu tutup da Şevval'den de altı gün tutan kimse bütün sene oruç tutmuş gibidir. (Tirmizi) 

"Ramazan orucu farz, teravih namazı ise sünnettir. Bu ayda oruç tutup, gecelerini de ibadetle geçirenin günahları affolur." [Nesai] 

"Oruçlunun ağzından çıkan koku, Allah indinde misk kokusundan daha hoştur." [Kütüb-i Sitte] 

"Oruçlu iken çirkin konuşmayın! Birisi size sataşırsa, “Ben oruçluyum” deyin.[Buhari] 

"Oruçlunun susması tesbih, uykusu ibadet, duası makbul, ameli de çok sevaptır." [Deylemi] 

Kadir gecesini, Ramazan'ın son onunda arayın. (Buhârî) 

'Oruç sabrın yarısıdır' (Buhari) 

Oruç, kişi onu günahlarla delmedikçe, bir kalkandır.[Camiu’s-Sağir] 

Sahur berekettir. Öyle ise, bir yudum su içmekle de olsa, onu bırakmayın. Zira Allah ve melekleri sahur yiyene selat ederler. [Ebû Said (r.a.)]

Oruçlarda riya yoktur. Aziz ve Celil olan Allah buyurdu ki: "O Benim içindir. Onun mükafatını bizzat Beni veririm. (Çünkü) Oruçlu yemesini, içmesini Benim için bırakır."  [Ebu Hureyre (r.a.)]

"Oruçlarla Kur'anı Kerim, kıyamet gününde kula şefaatçı olurlar. Oruç der ki: "Ey Rabbim! Ben onu gündüz yemekten ve şehvetlerden men ettim. Sen onun hakkında benim şefaatimi kabul et." Kur'anda şöyle der: "Ey Rabbim! Ben onu geceleyin uykudan men ettim. Öyle ise Sen de, benim, onun hakkındaki şefaatimi kabul et. "Ve de şefaatleri kabul olunur. [İbni Amr (r.anhüma)]


30 Haziran 2014 Pazartesi

“Bu ayda dört şeyi çok yapınız!”

 “Bu ayda dört şeyi çok yapınız!”






Peygamber efendimiz devamla şöyle buyurdu:
“Bu ayda dört şeyi çok yapınız! Bunun ikisini Allahü teâlâ çok sever. Bunlar, Kelîme-i şehâdet söylemek ve istiğfâr etmektir. İkisini de, zaten her zaman yapmanız lâzımdır. Bunlar da Allahü teâlâdan Cenneti istemek ve Cehennem ateşinden O'na sığınmaktır. Bu ayda, bir oruçluya su veren bir kimse, kıyâmet günü susuz kalmıyacaktır.”
(Sahîh-i Buhârî)deki bir hadîs-i şerîfte de Peygamber efendimiz şöyle buyurdu:
“Bir kimse, Ramazan ayında oruç tutmayı farz bilir, vazîfe bilir ve orucun sevabını, Allahü teâlâdan beklerse, geçmiş günahları affolur.”
Bu hadîs-i şerîften anlaşılıyor ki, orucun Allahın emri olduğuna inanmak ve sevap beklemek lâzımdır. Günün uzun olmasından ve oruç tutmanın güç olmasından şikâyet etmemek şarttır. Günün uzun olmasını, oruç tutmayanlar arasında güçlükle oruç tutmayı, fırsat ve ganîmet bilmelidir.
Câbir bin Abdullah hazretlerinin haber verdikleri bir hadîs-i şerîfte, Peygamber efendimiz şöyle buyurdu:
“Allahü teâlâ benim ümmetime, Ramazan-ı şerîfte beş şey ihsân eder ki, bunları hiçbir peygambere vermemiştir:
1- Ramazanın birinci gecesi, Allahü teâlâ mü'minlere rahmet eder. Rahmet ile baktığı kuluna hiç azap etmez.
2- İftâr zamanında, oruçlunun ağız kokusu, Allahü teâlâya, her kokudan daha güzel gelir.
3- Melekler, Ramazanın her gece ve gündüzünde, oruç tutanların affolması için duâ eder.
4- Allahü teâlâ, oruç tutanlara, âhırette vermek için, Ramazan-ı şerîfte Cennette yer ta'yîn eder.

5- Ramazan-ı şerîfin son günü, oruç tutan mü'minlerin hepsini affeder. Yâni Ramazan ayının tamamını oruçlu geçirenleri affeder.”

9 Haziran 2014 Pazartesi

MELEK KARSINIZDAYSA


Zaman gelip gecerken
Bir an azrail melegi ile karsilasacagimi dusundum.
 Durdum..
Iste o an gecen zaman durdu,
Dunya durdu,hareket durdu...
Nefesim kesildi,kalbimin citi cikmadi.
Duran zaman da ne yapacagimi,
Ne dusunecegimi bilmez halde,
Tas kesildim zamanla...
Sonra birden geldim kendime
''Ve gelecek yoksa gecmis var "
Deyip yuz cevirdim gecmisime
Ne yapmistim bu ana kadar...
Aklim basima geldiginden bu yana
Neler eksik neler tamdi hayatimda
Once yaptiklarim geldi aklima
Ve bir cirpida gecti gozumun onunden
Ya dedim yapmam gerekli olup yapmadiklarim ya da yapamadiklarim
Onlar ise gecti gecti gecti bitmek bilmedi
Gozumun onunden.
Ne kadar da coktu.
Oysaa bir cogunu yaptim diye dusunmustum o ana kadar
Ne kadar yanilmisim.
Ne kadar kandirmisim kendimi.
Oysa coktu aslinda yaptiklarim
Ama artik zaman yoktu...
Zaman olsa telafi edilebilir,
Af dilenilebilirdi YARADAN'dan.
Zaman olsa secdeden hic kaldirmadan basini saatlerce gecirilebilirdi.
Pismanlikti bunun adi.
Cok ama cok pismanlik

Derken melek kayboldu  birden gozumden.
Hayat akmaya zaman donmeye basladi.
Bense yapmadiklarimla kaldim basbasa
Hala dusunuyordum nasil telafi etmeli nasil  af dilemeli...
Bunun icin hic dusunmeden secde de olmaliydi insan...

Dedim ve....



7 Haziran 2014 Cumartesi

BENZERLIKLERIN FARKLILIGI



Hic cevrenize baktiniz mi neler birbirine benzer neler birbirinden farklidir diye...Soyle buyuk bir cam agaci ormani hayal edin.uzaktan baktiginizda camlar birbirinin ayni gibi gorunur.Ayni boyda,ayni renkte,ayni kalinliktadir.Sonra yaklastikca camlari ayri ayri gozlemleme firsatiniz olur.Bu gozlemleme de anlarsinizki aslinda hicbiri birbirine benzemez.Hepsinin boyu farklidir,kalinligi farklidir,dallarinin duzeni farklidir,yapraklara gelince hicbiri digerine benzemez.
 Ayni insanlar gibi....
Herkesin eli, ayagi, gozu, kasi, akli,fikri,dusuncesi var.Ancak ayrintiya baktigimizda hic benzemeyen eller,ayaklar,gozler,akillar,fikirler,dusunceler.....

Rabbim  yaratirken benzerliklerin farkliligi ilkesine gore yaratmis.
Kimbilir ne hikmetler var?????




4 Haziran 2014 Çarşamba

PEYGAMBERİMİZİN GÜZEL AHLAKI

PEYGAMBERİMİZİN GÜZEL AHLAKI


“Sen elbette yüce bir ahlâk üzeresin.” (Kalem, 68/4)

Okuduğumuz ayet-i kerimede Peygamberimizin yüce bir ahlaka sahip olduğu
açıkça belirtilmektedir. Ayet-i kerimedeki “üstün ahlaktan” kasıt ise Hz. Peygamber’in
sahip olduğu Kur’an ahlakıdır. Nitekim Hz. Aişe’ye, Peygamberimizin ahlakının nasıl
olduğu sorulduğunda O, “Siz hiç Kur’an okumaz mısınız? ‘Resûlullah’ın ahlakı
Kur’an’dır’ demiş ve yukarıda meali verilen ayeti okumuştur (Müslim, “Müsâfirîn” ,
139).
Peygamberimiz (s.a.s), her konuda biz Müslümanlar için en güzel örnektir. Nitekim
Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur:
“Allah’a ve ahiret gününe kavuşmayı uman kimseler için Allah’ın resûlünde sizin için
en güzel örnekler vardır.” (Ahzâb, 33/21)
Peygamberimizin attığı her adım, söylediği her söz, yaptığı her iş, geliştirdiği her
ilişki bizim için örnektir. Çünkü Allah’ın örnek olarak takdim ettiği bir insan tabii
ki bizler için rehber ve örnek olacaktır.
Peygamberlerin tebliğ ettiği hak dinler, Peygamberimiz (s.a.s) ile kemale erdiği
gibi güzel ahlak da onunla kemale ermiş ve zirveye ulaşmıştır Kendileri ümmetine
örnek olmak için Allah Teâlâ’dan güzel ahlak istemiş, kötü ahlak ve vereceği zararlardan
da Allah Teâlâ’ya sığınmıştır:
“…Allah’ım! Beni amellerin en iyisine ve ahlakın en iyisine ilet. Amel ve ahlakın en
iyisine ancak sen hidâyet edebilirsin. Amellerin kötüsünden ve ahlakın kötüsünden beni
koru. Amel ve ahlakın kötüsünden ancak sen koruyabilirsin.” (Nesâî, “İftitah”, 16)
“Allah’ım! Ayrılıktan, münafıklıktan ve ahlakın kötüsünden sana sığınırım.” (Nesâî, “İstiaze”,
21; Tirmizî, “De’avât”, 126)
Şimdi bazı ahlaki sıfatlardan hareketle Peygamberimizi tanımaya çalışalım:
1- Doğruluğu: 35 yaşında iken yaşadığı toplum tarafından Muhammedü’l-
Emin (En güvenilen) diye isimlendirilmiştir. Müşrikler ona şair, kâhin, cin çarpmış
gibi yakıştırmalarda bulunuyorlar ancak hiçbir zaman yalancı diyemiyorlardı. Hatta
Ebu Cehil, “Biz seni yalanlamıyoruz, getirdiğini yalanlıyoruz” diyordu. Bunun
üzerine En’âm suresi 33. ayet-i kerime inmiştir: “Onların söylediklerinin hakikaten
seni üzmekte olduğunu biliyoruz. Aslında onlar, seni yalanlamıyorlar fakat o zalimler
açıkça Allah’ın ayetlerini inkâr ediyorlar” (Tirmizî, “Tefsîr”, 7/1). Abdullah bin Amr
anlatıyor: Peygamber evimizde bulunduğu sırada annem çocuğa gel sana bir şey
vereceğim, dedi ve hurma verdi. Peygamberimiz; “Eğer çocuğu kandırmış olsaydınız
size bir yalan günahı yazılırdı.” buyurdu (Ebu Davud, “Edep”, 88; Ahmed b. Hanbel,
Müsned, II, 452).
2-Merhameti: Onun için Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyurulur: “Biz seni âlemlere
rahmet olarak gönderdik.” (Enbiya, 21/107) Kendisi de şöyle buyurmuştur: “Merhamet
edene Allah da merhamet eder. Siz yerdekilere merhamet edin ki göktekiler de size
merhamet etsin.” (Tirmizî, “Birr”, 16 ) “Merhamet etmeyene Allah da merhamet etmez.”
(Ebu Davud, “Edeb”, 16)
3-Cömertliği: Peygamberimiz; “Ben ancak dağıtıcıyım, veren Allah’tır” derdi.
Câbir (r.a.) onu anlatırken şöyle söylemiştir: “Peygamberimiz kendisinden bir şey
isteyene asla yok dememiştir.” Hz. Aişe ise; “Peygamberimiz üç gün peş peşe karnını hiç
doyurmamıştır. İsteseydi doyururdu. Fakat yoksulları doyurup kendisi aç kalmayı tercih
ederdi.” demiştir (Tirmizî, “Zühd”, 38).
4- Tevazuu: Peygamberimiz bir mecliste boş bulduğu yere oturur, ev işlerine
yardım eder, elbisesini yamar, pazardan ev ihtiyaçlarını kendisi görürdü (Elmalılı,
Hak Dini Kur’an Dili, c.II, s.1256). Tevazu konusunda şöyle buyurmuştur:
“Kim müslüman kardeşine alçak gönüllü davranırsa Allah onu yükseltir. Kibirleneni,
üstünlük taslayanı ise Allah alçaltır.” (Taberânî, Evsat, 7707, 8, 247; et-Terğib, III/561)
Peygamberimiz zengin-fakir ayırımı yapmadan davete gider, fakirlerin evine gidip
hâl hatır sorar, hastaları ziyaret ederdi. Hastalara şifa bulmaları için dua eder,
“inşallah iyileşeceksiniz” diye teselli ederdi (Buharî, “Merda”, 10 ). Bir defasında
Yahudi bir ailenin hasta çocuğunu ziyaret etmiş, onu İslam’a davet etmiş, o da babasının
yüzüne bakmış, babası da “Oğlum! Peygamber ne diyorsa sen onu yap” demiş
ve çocuk müslüman olmuştu (Buharî, “Merda”, 11 ).
5- Aşırı övgüden hoşlanmazdı: Peygamberimiz ashabına; “Beni Hıristiyanların
İsa (a.s)’yı övmeleri gibi övmeyin. Ben Allah’ın kuluyum. Bana Allah’ın kulu ve elçisi
deyin” derdi (Buharî, “Enbiya” , 48).
6- Hoşgörüsü ve Bağışlayıcılığı: Sevgili Peygamberimiz güler yüzlü ve yu
muşak huylu idi. Allah Teâlâ, onu Kur’an-ı Kerim’de şöyle vasfetmiştir:
“Sen onlara sırf Allah’ın lütfettiği merhamet sayesinde yumuşak davrandın. Eğer kaba,
katı kalpli olsaydın, hiç şüphesiz etrafından dağılır giderlerdi. Onları affet, onların bağışlanmasını
dile.” (Âl-i İmran, 3/159)
Dokuz yıl Peygamberimizin yanında bulunan ve yetişen Enes bin Malik, “Bana
bir kez olsun ‘öf’ demedi” demiştir. Kimsenin kusurunu yüzüne vurmaz, “Bazıları
şöyle yapıyor” şeklinde topluma konuşurdu. Kendisine yapılan ikramları küçümsemez
ve ikram sahiplerini hayırla anardı (Ahmed b. Hanbel, Müsned, III, 100).

1 Haziran 2014 Pazar

AZ MALZEMELI PRATIK KURABIYE

 EN KOLAY KURABIYE(benceli)


Bu tarifi umut sepeti .com dan aldim ama bazi seyleri ekleyip cikardim.Esim cok begendi insaallah sizlerde begenirsiniz.
MALZEMELER:
Yarim cay bardagi sivi yag
100gr kadar tereyag
1su bardagi pudra sekeri
1su bardagindan bir parmak az ceviz ici
Aldigi kadar un ..

YAPILISI:
Tum malzemeleri karistirip kulak memesi kivamina getirin.
Istediginiz gibi sekil verin.
Yagli kagitli tepsiye dizin.
170 derecede hafif pembelesene kadar pisirin.

AFIYET BAL SEKER OLSUN...

30 Mayıs 2014 Cuma

365 GUN DEN GELEN HEDIYELERIM

Bir dosttan gelen zarf o dostun sesi kadar kiymetlidir.Cunku O zarfta emek vardir zaman vardir hatta dostun gulusu,nefesi,duasi vardir.
Dostu gormesen de dunya gozuyle gonuller gorur birbirini.Gorur de sever birbirini..
Evet yuzunu gormesem de gonulden sevdigim bir dostumdan bir zarf geldi.Beni cok sevindiren cok mutlu eden bir zarf...Ne cok ozlemisim ne guzel bir duyguymus cok uzaklardan bir zarf gelmesi, sabirsizlikla onu acmasi...Allah razi olsun 365 gun blogunun sahibi Elife hanimdan...Unuttugum bu duygulari yeniden yasamak cok guzel geldi.Rabbim ne muradi varsa versin insaallah.
Sizde benim kadar meraklandiniz degil mi?Bu ozenerek gonderilmis zarfin icini
...
Oyle ozenilmis ki icine kendi tasarimi kitap ayiracinin yaninda baska guzelliklerde var.Ellerine yuregine saglik Elife....

 Severek kullanacagim kitap ayiraclarim

 Arkasinda amin diyecegim cok guzel bir duayla birlikte galata kuleli kart postalim

Ve  lavantali kagit sabunum

Hepsi cok guzel cok degerli hediyelerim.

Allah'a emanet olun.


29 Mayıs 2014 Perşembe

SELAMUN ALEYKUM YARENLER

SELAMUN ALEYKUM DOSTLAR

Ne kadar uzun zaman olmus yazmayali.Aslinda hep takipteydim dostlarima zaman zamanda yorumlar biraktim.Ama yazmak gelmedi icimden.Icim buruk gonlum kirikti biraz...Son yazimdaki gibi umut ve umutsuzluk denizinde cirpindim durdum.Rabbim affetsin.insaallah umut kiyilarina yanasiriz birgunde...

Anladim ki biseyler yazmak bana iyi geliyor.Edebiyatla yazim kurallariyla dil anlatimla aram iyi olmasa da derdimi sikintimi karalamak rahatlatiyor.Bu kurallari takmadan yazmakta germiyor acikcasi...Sonucta yazi yazmakta dogustan gelen bir yetenek bizde de  o yetenek  cok  yok...Neyse  yinede idare ediyoruz.

Simdilik bu kadar ama bu aralar okudugum kitaplari da bir ara paylasmak istiyorum.insaallah .

SELAM VE DUA ILE  ALLAH 'A EMANET OLUN...




24 Nisan 2014 Perşembe

UMUT VE UMUTSUZLUK

Umut ve umutsuzluk,
Beyaz ve siyah,gece ve gunduz gibi
Hep umudun umutsuzlugu yenmesini
Beyazin siyahi kapatmasini,hayatimizin hep gunduz olmasini dileriz.
Dileriz ama hayatin gercekleri hicte boyle olmaz.
Bazen hayati umutsuzluk, huzun,karamsarlik,gece kaplar.
Hic gunduz olmayacak hic gunes acmayacak saniriz.
Gelmis ve gelecekte hep karanliktaymisiz hissine kapiliriz.
Umut yoktur,beyaz yoktur...
Hayaller bile elveda demeden cikmistir hayatimizdan...
O an hic bisey dusunemez insan.
O an Yaradan'in,zamani gelince, sirasi gelince gunesi gonderecegini bile dusunemez...
Basini kollariyla kapatir kabuguna cekilir sessizce bekler.
Bekler cunku yapacak biseyi yoktur.
Bekler cunku dusunemez bile...


18 Nisan 2014 Cuma

RAHMETİN ARDINDAN




Dışar da yağmur, Rahmet yağıyor.Suya susayan toprak,Rahmeti  dört gözle bekleyen çiçekler, otlar,ağaçlar yüzlerinde bir tebessümle selamlıyorlar onu.Selamlıyorlar ve bekliyorduk hoş geldin bize Yaradan'ın rahmetini  getirdin diyorlar.Rahmete susamış gönüllerimize ferahlık verdin.Biliyorduk,Rahman'dan emindik O bizden rahmetini hiçbir zaman egirgememis,bizi hiç  bir zaman unutmamıs idi.Biz de O'na inandık ve güvendik....


Toprak mis gibi ,çiçekler ve ağaçlar rahmetle yıkanmıs tertemiz olmuşlar.Onların da cisimleri gibi ruhları da adeta temizlenmis görünüyor her ne kadar onların ruhları temiz olsa da....

Bu rahmetin ardinda neler gizli...Kimbilir neler....


Hiç yağmur altında sırılsıklam oluncaya kadar ıslandınız mı ???Rahmetle....Hayatta ölmeden önce yapılması gereken seylerden biri sanırım.Semsiye almadan Rahmetle ıslanmak ıslanmak ve yine ıslanmak...
Ve temizlenen bedeniniz ve ruhunuzla bu Rahmetin sonunu beklemek.....



14 Nisan 2014 Pazartesi

S O S

IMDAAAATTTT
Ne yapacagimi biLmiyorum bir bilen varsa lutfen bana yardim etsin.Blogumdaki yorumlar kismini sanirim karistirirken kaybettim.Su an yorumlari goremiyor okuyamiyorum.Sanki hic oyle bir kategori yokmus gibi.:((((
Lutfen bana kaysersultans@gmail.com dan ulasin
Cunku yorumlari hic okuyamiyorum.

12 Nisan 2014 Cumartesi

GAZZALİ'YE GÖRE İSLAM AHLAKI

SELAMUN ALEYKUM DOSTLAR

Okudugum cok hosuma giden hayat pencereme yeni ufuklar acan GAZZALIYE GORE ISLAM AHLAKI kitabindan bir kac sayfa gostermek istedim.
Kitabi alıp is yogunlugundan kacıp ogle araları huzurlu bir park yada cay bahcesinde içime donerek okudum oyle iyi geldi ki ruhuma.Ruhumu kah dinlendirdim kah  ona kizdim,kah onu sorguladim.....
Anliycaniz bu kitabi ben cok begendim.Tavsiye ederim..Iste kitaptan birkac sayfa..........


















11 Nisan 2014 Cuma

RABBIM DUAMI KABUL BUYUR

Rabbim!!!!


Baharin geldigi, gunesin icimizi isittigi
Rengarenk ciceklerin mis kokulariyla etrafa guzellikler yaydigi.
Butun bortu bocegin kendini salina salina gosterdigi.
Renk cumbusuyle donattigin kelebeklerin hayata nese sactigi.
Seslerinin tonuna hayran kaldigimiz kuslarin civildastigi.
Yururken renklerine, seslerine,kokularina hamdu senalarda bulundugumuz   butun kainatin bu mubarek guzel gununde...
Bu guzelliklere ragmen insanlarin insanligin kendi kendini yedigi bitirdigi bu gunlerde.
Biz insanlarin ustunden Rahmetini esirgeme.
Bizleri merhametinle sarmala..
Bizlere Senin icin Senin dinini yasama firsati,azmi,istegi ver...
Bizlerin ustune hidayet yagmurlari yagdir...
Dualarimizi hayirlisiysa kabul et...
AMINN....




5 Nisan 2014 Cumartesi

YINE YENIDEN



Yine gecti bir omur,bir gun,bir saat,bir an....






Ne bir iyilik,ne bir fazladan ibadet ne de bir tefekkur....
An yasandi gecti bitti birden...
Kalan bombos bir amel defteri
Kazanmis bir nefis,boynu bukuk bir kul.
Ezilen buzulen pisman bir yurek.
Pismanlık ki ne pişmanlık..
Ardindan tovbeler tovbesi Yaradan'a
Ama sonra
Ne yapmali nasil yapmali
Ayaga nasil kalkip pisman olunmayan bir gun gecirilmeli...
Tovbenin ardindan pismanlik duymadan
Derken yeniden yurek denetlenir
Birseyler noksandir yurekte fark eder

Ne eksik bu yurekte

Bu yurek nasil kul olmayi becerecek.
Eksigi tamamlamak icin nerden baslayacak..
Hepsi bir muamma...


Sizce dostlar ne yapsin bu yurek
Nasil ayaga kalksin.





31 Mart 2014 Pazartesi

İNSANLIĞA VAH VAHHH

Aslında hiçbir şey yazmak istemiyorum . 

Yazmak istediğim güzel bir konu yok .

Ben baharı,şu açan mis kokulu rengarenk çiçekleri ,pır pır etrafımda dolaşan narin kelebekleri,ağaçların etrafına yaydığı muazzam mis kokularını,yılın ilk koşuşturan karıncalarını,artık sesini duymaya başladığım yusufçuk kuşlarını,tenimde hissettiğim hafif bahar  rüzgarını,içimde filizlenen umut ışıklarını ,  içimde hissetiğim kıpırtıları yazmak istiyordum.

Ama insanlık adına dünkü yaşadıklarım beni öyle derin düşüncelere götürdü ki...Bu güzellikleri kimin için yarattı Rabbim diyesim geldi.

Dün bütün gün insanları, bakışlarını,hal ve davranışlarını izledim ve hayretler içinde kaldım.Ne olmuş bu insanlara....bu insanlığa...

Kimisinin yüzünde mutsuzum haykırışları bas bas bağırıyor.Hiç kimse kimseyle selamlaşmıyor ,konuşmuyor
çünkü kimse kimsenin yüzüne bakmıyor.Bakmıyor derken takmıyor diyeyim yani edepten değil.

Kimisi bir açık peşinde koşar olmuş. Kim hata yapacakta üstüne haykıracağım diye tetikte bekliyor.Hele de o gencecik kızlarımız...Eskiden edepten başını kaldırmayan gençlerimiz büyük küçük demeden  herkese tepeden bakar olmuşlar...

Anlayışsızlık bir hastalık gibi bütün hücrelerine işlemiş görünüyor.Özgürüm anlayışsızım  her an  kavga ederim modundalar..

Ağızlarında bir küfür,gözlerinde garip bakışlar kimseyi takmayan saygısız tavırlar...

Bunun gibi birçok hiç hoşa gitmeyen davranışlar beni, ruhumu çok kırdı incitti.İnsanlığa dair gelecekle olan bütün umutlarımı yıktı geçti.Umutlarımı kör bir kuyuya attı.

İnsanlık adına insanlığım adına çok üzüldüm.Biz ne zaman unuttuk insanlığımızı ne zaman bencilliğimizin esiri oldukta haberimiz olmadı.

Bilmiyorum insanlığımızı hiç bu kadar kötü görmemiştim.

Dostlarım siz ne dersiniz nereye gidiyor bu insanlık????????


28 Mart 2014 Cuma

MOR MENEKSEM

Evet bunlarda  pastelle yaptigim mor menekselerim.

Yaradanin rengarenk tasarladigi benim gorebildigim kadariyla guzel menekseler ...Yorumlarinizi bekliyorum..

27 Mart 2014 Perşembe

KREM SANTILI KURABIYE

SELAMUN ALEYKUM DOSTLAR

Bu guzel bahar gunun de kremsantili bir kurabiye tarifi verip kacicam.Yazilmayi bekleyen,kafamda donup dolasan o kadar cok konu var ki onlar icin en kisa zamanda kafami ve zamani toparlayip yeniden gelmek uzere simdiden Allah'a emanet olun.
MALZEMELER
1 paket krem santi (toz olarak)
1 su bardagi siviyag
1yumurta
1cay bardagi pudra sekeri
1 limon kabugu rendesi
1kabartma tozu
Alabildigi kadar un

YAPILISI
Un  ve kabartma tozu haric diger malzemeleri karistiriyiruz sonra da yavas yavas unu yedirerek hamurumuzu yoguruyoruz.sonrada sekil verip tepsiye diziyoruz.AFIYET BAL SEKER OLSUN...