Sayfalar

10 Haziran 2013 Pazartesi

KUL HAKKI

KUL HAKKI


Artık kim zerre ağırlığınca bir hayır işlerse, onun mükâfatını görecektir.
Kim de zerre ağırlığınca bir kötülük işlerse, onun cezasını görecektir.”
(Zilzâl, 99/7-8)
Yüce dinimize göre yerine getirmekle yükümlü olduğumuz hakları genel olarak,
Allah’ın hakları ve kulların hakları olarak iki kısımda ele alabiliriz. Allah’ın haklarını,
O’nun emir ve yasaklarına saygı göstermek ve yapılması emredilen ibadetleri
yapmak, zekât, fıtır sadakası, kurban ve kefaretler şeklinde sayabiliriz. Bütün bunlar
aynı zamanda kamu yarar ve düzeni ile ilgili konulardandır.
Kul hakkı denince de hayatın her alanını kapsayan birbirimize karşı sorumlu olduğumuz
haklar anlaşılmaktadır Bu hak, daha çok insanların canları, bedenleri, ırz
ve namusları, manevi şahsiyetleri, makam ve mevkileri, dinî inanç ve yaşayışları gibi
konulardaki kişilik haklarıyla, mallarına ve aile fertlerine ilişkin haklardan oluşmaktadır.
Yüce Rabbimizin kişilere ait kıldığı menfaatler de kul hakkına girmektedir.
İnsanın her ne şekilde olursa olsun kendine ait olmayan bir şeyi meşru olmayan
yoldan elde etmesi, kul hakkına girmektedir. Bu tür kazançlar dinimizde haram olarak
tanımlanmıştır. Kul hakkı daha çok beşerî münasebetlerde dinimizin koyduğu
ölçülere uymamak sonucu oluşur. Bunlar hırsızlık, yalan, sözünde durmamak, çeşitli
yollarla insanların işlerini zora sokmak ve çeşitli şekilde insanları aldatarak elde
edilen kazançlardır. Bir de kul hakkının sırf manevi olanı vardır ki, bu da insanların
manevi şahsiyetlerine saygısızlık etmekle başlar. Toplumda, kul haklarının daha çok
bilinen şekli ise maddi olanıdır.
Kul hakkı ifadesi insan hakları tabirinden daha geniş ve dinî bir içeriğe sahiptir.
Kur’an’ın geneline baktığımızda birçok ayetinde ya adaletten ya hak kavramından
ya da bunları temin etmek üzere konulan ölçülerle karşılaşılır. Kullar arasındaki
adalet esaslarını tespit eden birçok ayetten sonra, “İşte bu Allah’ın hudududur/ölçüsüdür,
onu çiğnemeyin” (Maide, 5/87; mealinde ilâhî ikazlar gelir. Demek ki, kul hakkını
çiğnemek, Allah’ın hududunu çiğnemektir. Yaptığımız her ibadet bizi kul hakkından
korkma ve o konuda dikkatli olma seferberliğine itmelidir. Bir kimseden haksız
olarak alınan bir kuruşu sahibine geri vermenin, yüzlerle lira sadakadan kat kat
daha sevap olduğunu unutmayalım.
Peygamberimizin kul hakkıyla ilgi olarak söylemiş olduğu şu uyarıları dikkate
alalım:
“Bir kimsenin diğer bir kimsenin haysiyetine yahut malına tecavüzden dolayı üzerinde
bir hak bulunursa, altın ve gümüşün geçmediği hesap günü gelmeden helalleşsin. Aksi takdirde,
yaptığı haksızlık ölçüsünde, iyi amellerinden alınıp hak sahibine verilir. İyiliği yoksa
hak sahibinin günahından alınıp haksızlık eden kimseye yüklenir.” (Buharî, “Mezâlim”, 10)
“Kibri, hıyaneti ve kul borcu olmayan mümin, Cennet’e girer.” (Tirmizî, “Siyer”, 21,
1572-1573)
Bu uyarılar ışığında kul hakkının Allah’ın hakkından önce geldiğini söyleyebiliriz.
Çünkü ahiretteki hesaplaşmada kullar haklarından vazgeçmedikçe Allah hak
çiğneyeni affetmeyeceği gibi, bu hak tövbe ile de affedilmemektedir. Öyleyse, Allah’a
karşı görevlerimizin yanı sıra insanlara karşı sorumluluklarımızı iyi bilmeli, özellikle
de kul hakkına karşı oldukça duyarlı olmalıyız.
Kul hakkı konusunda Hz. Peygamber (s.a.s)’in şu uyarısı bizleri düşündürmelidir:
“Müflis kimdir biliyor musunuz? Ümmetimden müflis kişi, kıyamet günü namaz, oruç,
zekât gibi ibadetlerle geldiği halde; aynı zamanda birisine kötü söz söylemiş, birine iftirada
bulunmuş, bir başkasının malını yemiş, başka birini dövmüş veya öldürmüş olarak Allah
huzuruna gelen ve yaptığı ibadetlerin sevabı bu kişilere dağıtıldıktan sonra bile hak sahiplerinin
alacakları bitmediği için sevapları biten ve onların da günahlarını üzerine alarak
cehenneme giden kişidir.” (Buharî, “Edeb”, 102) buyurur.
Peygamberimiz, vefatından birkaç gün önce, ashabına; “Benim üzerimde kimin
hakkı varsa gelsin, hakkını benden alsın ve helalleşelim.” buyurarak kul hakkıyla ilgili
sözlerinin yanında bizzat davranışıyla da bizlere örnek olmuştur.
O hâlde, başkalarıyla bir arada yaşamamızın bir gereği olarak, herkesin hakkına
saygı göstermeliyiz. Kimsenin canına, malına, ırzına ve namusuna zarar vermemeliyiz.
Eğer zarar vermişsek, hak sahipleri ile helâlleşmeli, zarar maddî ise onun karşılığını
ödemeye çalışmalıyız.

4 yorum:

Müstakbel Eşim dedi ki...

Üzerimize hiç hak geçmemesi duası ile..

eda dedi ki...

amin insallah allah hiç bir mu'min kardesimi kul hakkiyla bu dunyadan goç ettirmez insallah, ama imtihan dunyasi iste...
ben bu gunlerde çoçuklarimizin kursagina bilerek veya bilmiyerek haramin girmesiyle daha bir endiseliyim Rana'cim artik nerdeyse her yedigimizin icerisine gizli haram maddeler katmaktalar gayri muslimler malesef... ki bu haram maddeler imandan uzaklastirmakta bu musluman halkini...

rana sultan dedi ki...

Çok haklısın ne yapılabilir bilemiyorum ama dikkatli olmamız gerekir herhalde

rana sultan dedi ki...

Amin İnşaallah canım benim