MEMLEKETTEYİM İZİNDEYİM DEDECİĞİM İÇİN DUALARINIZI BEKLİYORUM.SEVGİLERİMLE....
7 Temmuz 2013 Pazar
24 Haziran 2013 Pazartesi
ÖNCE TEDBİR, SONRA TEVEKKÜL
ÖNCE TEDBİR,
SONRA TEVEKKÜL
“Sonra da, ‘Ey oğullarım! Bir kapıdan girmeyin, ayrı ayrı kapılardan girin.
Ama Allah’tan gelecek hiçbir şeyi sizden uzaklaştıramam. Hüküm ancak
Allah’ındır. Ben O’na tevekkül ettim. Tevekkül edenler de yalnız O’na
tevekkül etsinler’ dedi.” (Yûsuf, 12/67)
Ayet-i kerimedeki “Hüküm ancak Allah’ındır” cümlesinden de anlaşılacağı gibibu âyet yüce Rabbimizin takdirini her şeyin üstünde tutmamız gerektiğini ifade
ediyor. Hayır ve şerrin tamamen Allah’ın takdirinde olduğuna iman etmemizin anlamı
budur aslında. Bu ilâhî takdir, bazen biz kulların irade ve isteği doğrultusunda
tecelli ederken, bazen de bizim irademiz dışında gerçekleşir. Çünkü yüce Allah, bu
ifadeyle kendi mülkünde yegâne söz sahibi olduğunu haber veriyor. İşte bu inanca
sahip olan Yakup peygamber, oğullarını Mısır’a gönderirken bir taraftan başlarına
gelebilecek olası tehlikelere karşı tedbir almaları yönünde tavsiyede bulunuyor, öte
yandan “Ama Allah’tan (gelecek) hiçbir şeyi sizden savamam…” diyerek ilâhî takdire
olan bağlılığını dile getiriyor. ‘Şehre farklı farklı kapılardan girin’ derken yine
de sonunda Allah’ın takdirinin geçerli olacağını, dolayısıyla O’na dayanmaları ve
güvenmeleri gerektiğini hatırlatıyor oğullarına.
Allah’a en yakın insanlar olmalarına karşın peygamberler de dünyada başlarına
gelebilecek tehlikelere karşı birtakım önlemler alma gereği duymuşlardır. Bu
durum, onların Allah’a yeterince güvenmedikleri anlamına gelir mi? Elbette hayır.
Resul-i Ekrem (s.a.s)’in Medine’ye hicretini hatırlayalım. Kendilerini takip eden
Mekke müşriklerine izlerini kaybettirmek için değişik tedbirler almıştı. Gece yola
çıkmayı tercih etmeleri bir yana, Medine istikametine değil de aksi yöndeki Sevr
Dağı tarafına yönelmiş olmaları bunun açık bir göstergesidir. Buradan hareketle
onun ve yol arkadaşı Hz. Ebû Bekir’in ilâhî takdire boyun eğmekten kaçındıklarını
veya Allah’ın yardımına güvenmediklerini söyleyebilir miyiz? Kaldı ki aldıkları tüm
önlemlere rağmen müşrikler izlerini sürmek sûretiyle, üç gün boyunca saklandıkları
Sevr dağındaki mağaranın ağzına kadar dayanmışlardı. Mağaranın kapısına dikilen
düşmanlarının ayaklarını gören Ebû Bekir (r.a.), “Ey Allah’ın Elçisi, eğilip bir baksalar
bizi fark edecekler” diyerek endişesini dile getirmişti. Bunun üzerine tevekkül
Peygamberi Hz. Muhammed (s.a.s) “Üçüncüsü Allah olan iki kişiye ne olur ki?”
diyerek hem yol arkadaşını teselli etmiş hem de Allah’a olan güvenini ortaya koymuştur
(Buhârî, “Fedâilü’l-Ashâb”, 2). Bu tarihî olaydan çıkarmamız gereken en önemli
ders, gerekli tedbirlerimizi aldıktan sonra Allah’a tevekkül etmemiz gerektiğidir. Nitekim
sevgili Peygamberimizin, ‘devemi bağlayarak mı yoksa salıvererek mi Allah’a
tevekkül edeyim’ diye soran bir adama, “Deveni bağla sonra Allah’a tevekkül et (güven)
ve dayan.” (Tirmizî, “Sıfatu’l-Kıyâme”, 60) şeklinde verdiği cevap da tedbiri elden bırakıp
Allah’a dayanmanın doğru bir davranış olmayacağını açıkça ifade etmektedir.
Herhangi bir işte sonuca ulaşmak için gerekli çabayı sarf ettikten sonra o işin neticesi
hakkında Allah’a olan sonsuz güvenimizi ifade eden tevekkül, Allah inancımızın
pratiğe yansımasının somut bir göstergesidir. Gerçekte Allah inancımız, ona olan
güvenimizle doğru orantılıdır, diyebiliriz. Allah’a olan tevekkülümüz hayat boyu
karşılaştığımız çeşitli endişelerimiz esnasında gösterir kendisini. Yukarıda Yakup
peygamber ve Hz. Muhammed’in hayatlarından verdiğimiz örneklerde olduğu gibi,
bazen bizi bekleyen hayatî bir tehlike karşısında, bazen bir sınavı kazanma telaşı
içerisindeyken ve çoğunlukla da rızık endişesi taşırken ümitsizliğe karşı adeta bir
kalkan olur bizim için. Tevekkülde yüce Yaratandan bir beklenti vardır. Ancak bu
bekleyişin, sebeplere sarılmadan, yorulmadan, çaba harcamadan, özveride bulunmadan
gerçekleşmesini ummak tevekkülden öte tembellik olacaktır. Nitekim Allah
Resûlü (s.a.s) biz Müslümanlara, yavrularının geçimi için sabahtan akşama kadar
dolaşan bir kuşun gayretini hatırlatıyor ve şöyle buyuruyor:
“Eğer siz gereği gibi Allah’a güvenip tevekkül etmiş olsaydınız, tıpkı sabahleyin kursakları
boş olarak çıkıp akşam dolu olarak dönen kuşları rızıklandırdığı gibi sizleri de
rızıklandırırdı.” (Tirmizî, “Zühd”, 33)
Birçok peygamberin hayatında, yüce Rabbimize tevekkülümüzü nasıl ifade edeceğimiz
hususunda bizlere rehberlik edecek çok güzel örnekler vardır: Ateşe atıldığı
vakit, hayatının en zor anında Allah’a olan güvenini kaybetmeyen İbrahim Peygamber,
“Hasbünellah ve ni’me’l-vekîl (Allah bana yeter; O, ne güzel vekildir)” demişti.
Aynı duayı Uhud yenilgisi akabinde sevgili Peygamberimiz de ashabıyla yapmıştı.
İnsanlar onlara; “Düşmanınız olan insanlar size karşı bir ordu topladılar, onlardan korkun,
dediler. Bu, onların imanını artırdı da; ‘Allah bize yeter. O ne güzel vekildir’ dediler”
(Buhârî, “Tefsir”, Sure 3/Âl-i İmran, 13).
Bu son örneklerde de gördüğümüz gibi tevekkül, aslında Allah inancımızın en
açık biçimde kendini gösterdiği bir durumdur. Dolayısıyla Allah’a inanıyorsak ona
güvenmeliyiz ve dayanmalıyız. Üzerimize düşenleri yapmak şartıyla hem dünya
hem de ahiret kaygılarımız karşısında Allah’a dayanmalı, aynı zamanda O’nun iradesi
olmadan hiçbir çabamızın sonuç vermeyeceğini de aklımızdan çıkarmamalıyız
17 Haziran 2013 Pazartesi
ÇOCUKLARIMIZLA İMTİHAN EDİLİYORUZ
ÇOCUKLARIMIZLA
İMTİHAN EDİLİYORUZ
“Bilin ki mallarınız ve çoluk çocuğunuz birer deneme aracıdır. Allah
katında ise büyük bir mükâfat vardır.” (Enfâl, 8/28)
Dinimiz İslam şu beş değerin korunmasına büyük önem vermiş, bu maksatlaKur’an’da ve Sünnet’te birçok hüküm, tâlimat ve tavsiyeye yer verilmiştir. Bu değerler
hayat, din, mal, nesil ve akıldır. Mal ve nesil bir yandan korunması dinin hedefleri
arasına girmiş değerlerdir, diğer yandan da müminler için imtihan araçlarıdır;
müminler bu iki değerli varlıkla ilgili ödev ve sorumlulukları, bunlarla olan ilişkilerinin
kulluklarına müspet veya menfi etkisi bakımlarından sınanacaklar ve sonunda
bu nimetlerin hesabını vereceklerdir. Mal ve servetle ilgili âyetlerde bunların “dünya
hayatının süsü” (Kehf, 18/46) olduğu bildirilmiş, “müminleri, mal ve çocuklarının
Allah’ı anmaktan alıkoymaması istenmiş” (Münâfikûn, 63/9), “eşlerin ve çocukların
bir kısmının insana düşman olabileceği” gerçeği hatırlatılmış, bunun da bir imtihan
aracı olduğu tekrarlanmıştır (Tegâbûn, 64/14-15).
Bu itibarla müminler Allah sevgisi ile servet ve evlât sevgisi arasında gerekli dengeyi
kurmak, bunlara yönelik istek ve menfaatler ile Allah’ın emirleri çatıştığında
O’na itaat etmek durumundadırlar. İnsanın servet ve evlâda düşkünlüğü bazen ilâhî
emirlere uyma konusunda onu zor duruma düşürebilir ama her şeye rağmen Allah’a
itaatte sebat edenler imtihanı kazanmış olacaklardır.
Ayet-i kerimede de görüleceği üzere kişinin sahip olduğu bütün maddî mânevî
imkânlar ve bunlara duyulan bağlılık hissi, onun sınanması için var edilmiştir. Dünya
hayatı, acı–tatlı birçok yönüyle, bizim ebedî âleme geçişimizi sağlayan bir köp-
rüdür. Aynı zamanda bu hayat, birçok imtihanlarla doludur. İmtihan unsurlarından
birisi sayılan çocukların ise, hayatımızda ayrı bir yeri vardır.
Çocuklar, göz aydınlığımız, sevincimiz, ümidimiz olup yaratıcımızın bizlere eşsiz
bir armağanıdır. Onlar, dünya hayatının süsü, neşesi, yarınlarımızın mimarı ve
imtihanımızdır.
Çocuklar, anne için bir imtihandır ki bu imtihan, hamilelik döneminin ilk günlerinden
itibaren başlar. Hemen her anne, kendi ruh dünyasında çocuğun aldığı
havada bile kendi hissesinin olduğu kanaatini taşır. Çünkü yediği bir lokma, içtiği
bir yudum su ikisinin de gıdası olur. Sonraki dönemlerde onu, bazen sırtında, bazen
kucağında çoğunlukla yine anne taşır. Uykusuz kalır onun için. Her an, çocuğumun
başına bir tehlike gelir, diye bin bir türlü endişe içinde yaşar.
Çocuk, Allah’ın bizlere vermiş olduğu bir emanettir. Şayet ona iyi bakar, terbiyesini
iyi verir ve başkalarına faydalı olacak bir insan olarak yetiştirirsek; imtihanı
kazanmış oluruz. Çünkü çocuk bugünün küçüğü, yarının büyüğüdür. Çocuk bir
milletin geleceğidir. Çocuk yarınların teminatıdır, güvencesidir. Annelerin, babaların
gelecekleri iyi ve faydalı çocuk yetiştirmeleri ile teminat altına alınır.
Ayrıca yüce dinimiz İslam, çocuklar hakkında anne–babaya güzel bir isim koyma,
iyi bir eğitim verme ve vakti geldiğinde onun evlenmesine önderlik etme gibi
önemli vazifeler yükler. Bu vazifelerin çok iyi idrak edilmesi gerekir. Çünkü bu vazifeler,
bütün bir hayatı kuşatır. Onun için hekimlerin beşikteki çocuğa gıda takvimi
uyguladıkları gibi, ana ve baba da çocuklarının yaş ve idrak seviyelerine göre hayat
boyu eğitimlerine dikkat etmelidir.
Ayrıca çocuk, daima kendine ideal bir model edinme ihtiyacını hisseder. İşte
ana–baba çocuğun model olarak seçtiği insanlardır. Zaten ileri yaşlarda kendi ailesinde
aradığı ideal modeli bulamayan çocuk, dışa yönelir ki bu da ruh dünyasında
çatışmalara sebep olur. Aradığı ideal modeli ailesinde bulan çocuk ise mutlu ve
huzurlu bir hayat yaşar.
Sözlerimizi başka bir âyet meali ile bitirelim:
“Ey iman edenler! Eşlerinizden ve çocuklarınızdan size düşman olabilecekler vardır.
Onlardan sakının. Ama affeder, hoş görüp vazgeçer ve bağışlarsanız şüphe yok ki Allah çok
bağışlayandır, çok merhamet edendir.” (Teğabûn, 64/14-15)
Demek ki mal ve evlat Allah yolunda değerlendirilebilirse, insan onlar vasıtasıyla
hem dünyasını hem de âhiretini mamur edebilir.
HAYRA KOŞMAK
HAYRA KOŞMAK
“Herkesin yöneldiği bir yön vardır. Haydi, hep hayırlara koşun, yarışın!
Nerede olsanız Allah hepinizi bir araya getirir. Şüphesiz, Allah’ın gücü her
şeye hakkıyla yeter.” (Bakara, 2/148)
Dünyada insanlar bir yarış içindedirler. Bu yarış bazen hayırda, bazen de şerdeolur. Hayırda yarış, sadece para veya malını hayırlı işlere sarf etmek şeklinde anlaşılmamalıdır.
Kişinin kendisine, aile fertlerine, çevresine, ülkesine ve milletine, daha
da öteye giderek tüm insanlığa yaptığı iyilik ve güzellikler de hayırda yarış olarak
telakki edilir. Bu yarışın çeşitli alanları vardır: Bu alanlardan birkaç örnek sunalım:
a) İmanda yarış: İmanın güçlü olması, kalbe yerleşmesi ve onun tadına varabilmek
için yarışmak.
b) İbadetlerde yarış: İbadetlerin zamanında, tam ve eksiksiz olarak yapılması;
riya ve gösterişten, acelecilikten uzak durarak, ibadetin ruhuna uygun olarak ihlâs
ve samimiyetle yapılması.
c) Ahlakta yarış: En güzel ahlaka sahip olmak, tüm kötü huylardan arınmak için
çaba göstermek.
d) İşte yarış: İşini güzel ve mükemmel bir surette yapmak, elinden gelen bütün
hüneri göstermek suretiyle işini sağlam ve zamanında yapmak.
e) İnsanlığa hizmette yarış: İnsanın Allah’ın yarattığı en değerli varlık olduğu gerçeğinden
hareketle, ona değer vermek. İnsanı bir velinimet olarak kabul edip, cinsiyet,
ırk, fakirlik-zenginlik, sosyal statü, kılık-kıyafetine bakmadan ona karşı gereken
ilgi ve alakayı göstermek. Ezilmiş, sahipsiz, yetim ve dul kalmış insanların, ilaç
parası bulamayan, başını sokacak yuva bulamayan kimselerin ellerinden tutmak.
f) Vatana hizmette yarış: Güzel vatanımızın kalkınması, hür ve bağımsız olarak
yaşaması, milletler içinde hak ettiği dereceye ulaşması, ülkenin birlik ve beraberliğinin,
dirlik ve düzeninin korunması için çalışmak. Ülkemizi geri kalmışlıktan
kurtarmak, yer altı ve yer üstü zenginliklerini ülke insanının hizmetine sunmak için
gayret göstermek, iş ve üretim sahaları açmak.
g) Eğitimde yarış: Sahip olduğumuz yavrularımızı çağın en son imkânlarını kullanarak,
gelecek kuşaklara hazırlamak için maddi ve manevi imkânlarını seferber
ederek tarihimizde şerefle yerini alan Biruni, İbn Sina, Gazali, Farabi, İbn Rüşd,
Mevlana, Hacı Bektaşi Veli, Yunus Emre gibi bilim ve irfan adamlarını, keşif ve icatların
öncülerini yetiştirmek için gayret sarf etmek.
h) Üretimde yarış: Azami derecede verimlilik ilkesine riayet ederek arazilerimizi
ihya etmek, bilinçli tarım ve besicilik yapmak, üretim alanlarını çoğaltarak üretimi
artırmak, hizmette kaliteyi artırmak, ihracatı artırarak memleketin kalkınmasına
yardım etmek, bozuk ve kalitesiz mal üretmemek suretiyle güven temin etmek.
Bunları daha da çoğaltmak mümkündür. Başta da ifade ettiğim gibi bu “ayet-i
kerime”yi sadece fitre, zekât, sadaka vermek olarak algılayıp, hayırda yarışı bu kapsamda
değerlendirmek bizi yanıltır. Ayet-i kerime hakkında şunu da ilave etmek
yerinde olacaktır: Müslüman, lüzumsuz ve gereksiz iş ve tartışmalarla uğraşmayacak,
yapması gereken ne ise onu yapacak; sade şekle değil, o şekil içindeki ruha da
bakacaktır.
15 Haziran 2013 Cumartesi
Allah razı olsun
ALLAH RAZI OLSUN.....
Geçtiğimiz hafta içinde arkadaşlarım geldi.Onlara blogçu arkadaşlarımda aldığım tariflerden yaptım.Sağolsunlar verdikleri tarifler o kadar güzel ve lezzetliymiş ki arkadaşlar benden gittikten sonra bile her yerde yaptığım mamaları anlatmışlar.Anlıycanız şanım yürümüş. Gurur duydum tarif aldığım arakdaşlarımdan..Allah razı olsun.Onların ve tariflerin isimlerini vermeden geçemiycem.Fotğraf çekmeye de fırsatım olmadı maalesef...
Baharatlı kurabiye tarifiyle bakirtencerem'e teşekkür ederim.Bundan sonra kesinlikle fiks tuzlu karabiye tarifim oldu.Sizde bu tarifi merak ediyorsanız mutlaka bakirtencerem' e uğrayın derim.Misafirlerim bayıldılar.kaç kişiye tarif vermek zorunda kaldım.Bir de değişiklik yaptım çörekotu yerine susam koydum harika oldu Allah'ın izniyle.
Birde incirli muhallebili tatlı yaptım .Bu tatlının tarifini de ugurbocegimmutfagi'ndan almıştım.Allah razı olsun çok güzel bir tarifmiş parmaklarımızı yedik resmen.ugurbocegimmutfaginda 'a da çok teşekkür ederim.İnsanın böyle marifetli dostlarının olması ne iyiymiş.Bu tatlıyı da merak ediyorsanız mutlaka ugurbocegimmutfagi'a mutlaka uğrayın derim.
Allah razı olsun....Selametle kalın....
Geçtiğimiz hafta içinde arkadaşlarım geldi.Onlara blogçu arkadaşlarımda aldığım tariflerden yaptım.Sağolsunlar verdikleri tarifler o kadar güzel ve lezzetliymiş ki arkadaşlar benden gittikten sonra bile her yerde yaptığım mamaları anlatmışlar.Anlıycanız şanım yürümüş. Gurur duydum tarif aldığım arakdaşlarımdan..Allah razı olsun.Onların ve tariflerin isimlerini vermeden geçemiycem.Fotğraf çekmeye de fırsatım olmadı maalesef...
Baharatlı kurabiye tarifiyle bakirtencerem'e teşekkür ederim.Bundan sonra kesinlikle fiks tuzlu karabiye tarifim oldu.Sizde bu tarifi merak ediyorsanız mutlaka bakirtencerem' e uğrayın derim.Misafirlerim bayıldılar.kaç kişiye tarif vermek zorunda kaldım.Bir de değişiklik yaptım çörekotu yerine susam koydum harika oldu Allah'ın izniyle.
Birde incirli muhallebili tatlı yaptım .Bu tatlının tarifini de ugurbocegimmutfagi'ndan almıştım.Allah razı olsun çok güzel bir tarifmiş parmaklarımızı yedik resmen.ugurbocegimmutfaginda 'a da çok teşekkür ederim.İnsanın böyle marifetli dostlarının olması ne iyiymiş.Bu tatlıyı da merak ediyorsanız mutlaka ugurbocegimmutfagi'a mutlaka uğrayın derim.
Allah razı olsun....Selametle kalın....
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
.jpg)