Sayfalar

Dualarım etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Dualarım etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

11 Nisan 2014 Cuma

RABBIM DUAMI KABUL BUYUR

Rabbim!!!!


Baharin geldigi, gunesin icimizi isittigi
Rengarenk ciceklerin mis kokulariyla etrafa guzellikler yaydigi.
Butun bortu bocegin kendini salina salina gosterdigi.
Renk cumbusuyle donattigin kelebeklerin hayata nese sactigi.
Seslerinin tonuna hayran kaldigimiz kuslarin civildastigi.
Yururken renklerine, seslerine,kokularina hamdu senalarda bulundugumuz   butun kainatin bu mubarek guzel gununde...
Bu guzelliklere ragmen insanlarin insanligin kendi kendini yedigi bitirdigi bu gunlerde.
Biz insanlarin ustunden Rahmetini esirgeme.
Bizleri merhametinle sarmala..
Bizlere Senin icin Senin dinini yasama firsati,azmi,istegi ver...
Bizlerin ustune hidayet yagmurlari yagdir...
Dualarimizi hayirlisiysa kabul et...
AMINN....




10 Mart 2014 Pazartesi

BUGÜN YİNE DÜŞÜNDÜM




İçimdeki yalnızlıkla beraber
Saat sesi çınlarken kulaklarımda,
Hayat  bugün de geçti diye düşünürken buluyorum kendimi.
Ve dünden daha verimli geçmedi, ne yazık bana diyorum.
''İki günü eşit olan zarardadır'' hadisi çalkalanıyor yüreğimde
Yüreğim bunalıp sıkışıyor günbe gün...
Neden daha iyi bir kul olamıyorum diyorum
Kendimi kaybedip derin derin düşünüyorum 
Düşünüyorum ama bulamıyorum zatımı
Bulamıyorum çözümü 
Kendimi tanıyamadım o yüzden diyorum
Kendimi tanımadan bulamayacağım çözümü..
Peki nasıl tanıycam kendimi????
Nasıl? nasıl ?nasıl?....




RABBİMİZİ TANIYALIM

RABBİMİZİ TANIYALIM




“Hamd, âlemlerin Rabbi, Rahmân, Rahîm, hesap ve ceza gününün (ahiret
gününün) maliki Allah’a mahsustur. (Allah’ım!)Yalnız sana ibadet ederiz ve
yalnız senden yardım dileriz.” (Fâtiha, 1/2-5)
Kâinatta, insanoğlunun sahip olduğu pek çok güzel ve aşkın duygunun kaynağı
Allah’tır. İnsana bilmediklerini ve yücelmenin yollarını öğreten Rabbimiz aynı
zamanda bu üstün ve aşkın vasıfların da olması gereken en üst noktasına sahiptir.
Mesela, O cömertliğin kaynağıdır ve kullarına karşı son derece cömerttir. Yine O
adaletin kaynağıdır ve kullarına karşı son derece âdildir. Nerede olursak olalım bize
adaleti emreden de O’dur. Bu vasıfların en zirvesine sahip olmak ise “İlah” olmayı
gerektirir. “İlah” her şeye gücü yetebilen, her şeyin sahibi ve yaratıcısı olabilendir.
Kâinatın Rabbi olan Allah bu ve benzeri güzel isim ve vasıflara sahip olduğu için
O’nun ilahlıkta eşi ve benzeri yoktur. Fatiha suresinin bu ayetlerinde ilahlık vasıflarından
birkaç tanesi en güzel şekilde anlatılmaktadır. Öyleyse bu vasıfları kendinde
bulunduran Allah’a hamdetmek, O’na övgüde bulunmak bizim en önemli görevlerimizden
biri olmalıdır. Bu ayetlerin gereği olarak da ibadet sadece Allah’a yapılır;
dua O’na edilir ve yardım da yalnızca O’ndan istenir.
Fatiha suresinde yüce Yaratıcının ilk vasfı, “âlemlerin Rabbi” olmasıdır. Kâinatı
yoktan var eden Rabbimiz, her şeyi öylesine mükemmel ve kusursuz yaratmıştır
ki, O’nun yarattıklarında en ufak bir düzensizlik ve uyumsuzluk göremeyiz.
Rabb terbiye eden, her şeye görevini en güzel biçimde öğreten demektir. Kâinattaki
bütün varlıkları terbiye ederek onlara görevlerini öğreten yüce Rabbimiz, güneşe
her gün doğudan doğması ve batıdan batması, aya kendi yörüngesinde gitmesi,
ağaçlara insanlar için meyve vermesi gerektiğini öğretendir. İneğe kan ve dışkıya
karıştırmadan süt yapma kudretini veren, arıya çiçeklerden öz alıp şifa kaynağı
balı yapması gerektiğini belleten O’dur. Yeni doğan bir ördeğe yüzmesi gerektiğini,
yumurtadan yeni çıkan deniz kaplumbağalarının denize ulaşması gerektiğini ilham
eden de O’ndan başkası değildir. Kısacası O, kâinata ve kâinattaki tüm varlıklara
görevlerini öğreten; bu mükemmel düzeni kusursuzca sağlayandır.
Namazların her rekâtında okuduğumuz Fatiha suresinde Cenâb-ı Hakk’ın ikinci
vasfı “rahmân ve rahîm” olmasıdır. Rabbimiz rahmân isminin gereği olarak öylesine
merhametlidir ki, bu dünyada kendine inanan ve inanmayan bütün insanlara her
türlü nimetini sunmuştur.
Hem kendimizde, hem de dışımızdaki dünyada varlığını her an gördüğümüz
ve kaybettiğimizde ancak kıymetlerini bilebileceğimiz bu nimetleri nasıl inkâr edebiliriz
ki! Varlığın mükemmelliğini görmemize yarayan gözler, doğruluğun sesini
duymamıza yarayan kulaklar, hakikatin kendisini söylemeye yarayan dil hep O’nun
ihsanı değil mi? Aklımızı ve gönlümüzü bu nimetlerin kadrini bilelim diye bizlere
bahşeden Rabbimiz ne kadar da merhametlidir!
Kim, özenle döşenen bu eşsiz dünyamızda kendine yer bulamadığını, her şeyiyle
bir mucize olan hava, su ve topraktan istifade edemediğini, güneşin kendini ısıtmadığını,
arının kendine bal vermediğini iddia edebilir ki?
Bu dünyada nimetlerini herkese hiçbir ayırım yapmadan sunduğunu ifade eden
Rabbimiz Rahman suresinde bu cömertliğini sık sık şöyle tekrar etmiştir: “Rabbinizin
hangi nimetini yalanlayabilirsiniz?” (Rahmân, 55 /13, 21, 32) Öyle ya gerçekten âdil
isek verdiği hangi nimeti görmezden gelebiliriz ki!
Rahîm ise rahmeti süreklilik ifade eden demektir. Rabbimiz, bu dünyada bütün
kullarına nimetlerini dağıtmıştır. Ama rahim isminin gereği olarak ahirette yalnızca
kendine inanan ve bu dünyada güzellikler üretip ahlakıyla da örnek olan biz mümin
kullarına her türlü nimetini, cennetini ve hoşnutluğunu bahşedecektir.
Fatiha suresinde Rabbimizin son özelliği “hesap gününün sahibi” olmasıdır. Hesap
günü, öldükten sonra herkesin yaptıklarından sorguya çekileceği gündür. Peki,
ne demektir o zaman Allah’ın hesap gününün sahibi olması? Yani, O bu dünyada
herkesi inanıp inanmamakta serbest bırakarak kimsenin ne yaptığına ve ne yapacağına
karışmamıştır. Ama o gün, kıyamet günü O, herkesin hesabını teker teker
en ince ayrıntısına kadar alacaktır. O, bu dünyada nasıl yaşadığımızdan tutun da,
ömrümüzü ne işlerle ve hangi uğurda geçirdiğimizden, kullandığımız her türlü nimetten
hepimizi sorguya çekecek ve yaptıklarımızın karşılığını en ufak bir haksızlığa
uğratmadan bize verecektir. Yani o gün tek hâkim O’dur. Bu yüzden herkes o
günde O’nun huzuruna getirilir. Orada artık hesapların alınma zamanı gelmiştir.
Onun defterinde her şey kayıt altına alınmıştır. Öyle ki küçük büyük bütün yaptığımız
işler önümüzdedir. O’nun terazisi o kadar hassastır ki, herkes ne işlediyse
onu bulur. Kimseye zerre kadar haksızlık yapılmaz. O gün her şey adaletle çözüme
kavuşturulur.
Bütün bu mükemmel vasıfların sahibi olan Rabbimizi övmek, O’nu her türlü eksiklikten
uzak tutmak ve O’na şükretmek hepimizin görevidir. O’na teşekkür ise O’na dua
etmek ve sadece O’na kulluk ile mümkün olabilir. Kulluğun özü ise saygı ve içtenlikle,
O’nun yasakladıklarından uzak durmak ve emirlerini yerine getirmektir.

18 Ocak 2014 Cumartesi

HAYALİM DUAMDIR BENİM








Hayal etmek dua etmektir.


Duayı beynine kazımak,gözlerinin önüne sermektir.

Dileğini düşünmek,
onu gözlerinde görmek,kulaklarında duymak,teninde hissetmektir.

Duayı hayal etmek,
 uygulama yapmak,pratik yapmaktır.


İnsanlar gelecekleri için önce hayal kurar 
sonra o hayale göre dua ederler.

Hayal etmek duaya niyet etmektir.

''Mantık sizi A noktasından  B noktasına götürür ancak hayal sizi her yere götürür.''
der.Albert Einstein.

Hayallerimizi alıp ruhumuzun,  fıtratımızın bizi  götürmek istediği her yere gidelim.

Sevgi, muhabbet ve hayallerinizle kalın..







1 Ocak 2014 Çarşamba

ALLAHIM BENI AFFET




Bir kavanozun icinde gibiyim.Kavanozun icinden camdan goruyorum tum hakikatleri.Tum ciplakligiyla dogrulari, ellerimi cama yaslayarak izliyorum.Bak diyorum o nlar cok guzel yasiyor dusuncelerini. Bak  yasarken savasiyorlar once nefisleriyle sonra cevreleriyle.......Kendileri ogrenip,canla basla calisip egitiyorlar ailelerini,sevdiklerini...Kusatiyorlar sevgileriyle tum alemi...Kavanozun icindeki beni bile sevdiklerini dusunuyorum.Ve benim gibi bircok kavanozdakileri....

Bense bakiyorum icerden disari  hayretle umutla...
Bende bende diyorum olabilirmiyim ?onlar gibi ozgurce yasayabilirmiyim hissettiklerimi?Nefsimin zincirlerini kirip   hurriyet coskusuyla cosan kalbimin dileklerini yapabilirmiyim? Pirpir ucusan dusunce kivilcimlarini serbest birakabilirmiyim ozgurce kainata?Kainatin Yaradani kabul eder mi beni bu hoyrat  eksik dusuncelerimle?Tamam deyip merhamet kapilarini acar mi?Yoksa sen sadece izledin kavanozundan cikamadin cikmak icin ugrasmadin bahane hastaligiyla suruklendin.Merhametimi hak etmedin mi der yoksa.(Allah'im bizi affet)Korkuyorum kavanozdan cikamamaktan.Cikamazda dusuncelerim ozgur kalmadan beden emanetimi vermek zorunda kalirsam.Allahim beni affet

10 Aralık 2013 Salı

“Hani o, Rabbine temiz bir kalple gelmişti.” (Sâffât, 37/84)

TEMİZ BİR KALPLE ALLAH’IN
HUZURUNA ÇIKAN KURTULUŞA ERER



“Hani o, Rabbine temiz bir kalple gelmişti.” (Sâffât, 37/84)
İnsanın dünya ve ahiret saadeti kalbinin selametine bağlıdır. Çünkü kıyamet
gününde Allah’ın azabından kurtulup ebedî cennet nimetlerini ancak selim kalp
sahipleri elde edecektir. Mevlamız bu konu hakkında şöyle buyuruyor:
“O gün ki ne mal fayda verir ne oğullar! Allah’a arınmış bir kalp ile gelen başka.”
(Şuara, 26/88-89)
Evet, bu dünyada birçok şeye sahip olabiliriz. Büyük bir servetin üzerinde oturuyor
olabiliriz. Önemli bir makamda işimiz olabilir. Geniş bir sosyal çevreye, kalabalık
bir aile yapısına sahip olabiliriz. Ancak tüm bu nimetler, bizim inançlı ve
ahlaklı bir insan olmamızla bir değer kazanır. İşte yukarıdaki ayette, tüm dünya
nimetlerinin burada kalacağı, ahirete götürülecek yegâne şeyin ise, temiz bir kalp
olduğu belirtilmektedir.
Peki! Kalp temizliği nasıl olacaktır? Kalbin selameti Allah’ın bize haber vermiş
olduğu şeylere ters düşen kötülüklerden ve nefsin Allah’ın emir ve nehiylerine zıt
olan isteklerinden kalbimizi korumakla gerçekleşir. Böylece fıtrata uygun bir kalbe
sahip olan kimse, kötü düşüncelerden uzaklaşacağı gibi, bu kötülükleri yapmaya da
asla yanaşmaz, uzak durur.
Bedenimizin birtakım hastalıklardan dolayı rahatsızlanması ve vücut sağlığımızı
yitirmemiz her zaman mümkündür. Dolayısıyla sağlığımızı muhafaza etmek ve hastalanmamak
için nasıl kendimizi soğuk ve sıcaktan koruyor, uygun elbiseler giyi
yorsak, kalp hastalıklarına karşı çok daha fazla hassasiyet göstermeliyiz. Çünkü kalp
sağlığımız, beden sağlığımızı korumaktan daha zordur ve daha uzun zaman alır.
Kötü duygu ve düşüncelerden kurtulmanın yolu, kalbi korumakla sağlanabilir.
Zira günahlar kalbimizi yaralar, parçalar ve bizi tüm güzel duygu ve düşüncelerden
uzaklaştırır. Ayette, günahların kalbi kararttığı, paslandırdığı belirtilmektedir:
“Hayır hayır! Doğrusu onların kazanmakta oldukları kalplerini paslandırmıştır.” (Mutaffifin,
83/14)
Tertemiz, pırıl pırıl yaratılan insan, zamanla çevrenin etkisiyle kirlenmeye başlar.
Aynanın üzerindeki tozlar zaman aralıklarıyla silinmeyince bir süre sonra cismi
göstermez hâle geldiği gibi, günahlar da kalbi kaplar. Sevgili Peygamberimiz (s.a.s),
kalbin günahlarla kirlenmesini şöyle açıklamaktadır:
“İnsan, bir günah işlediğinde gönlünde siyah bir nokta belirir. Eğer kişi, günahına tövbe eder,
pişman olursa, o siyahlık gider, yeri yeniden parlar.” (İbn Mâce, “Zühd”; 29; Müsned, 2/297)
Kalbin kararmasının ve hastalıklı bir hâle gelmesinin birçok sebepleri vardır.
Nedir bunlar diye baktığımızda, en başta Allah ve O’nun dini hakkında şüpheye
düşmek ve maazallah inancı yitirmek gelir. Bunu takip eden şey ise insanın hiçbir
kaide ve kural tanımadan, nefsinin istekleri doğrultusunda hareket etmesidir.
Şüphesiz ki nefis, insana her türlü kötülükleri yaptırmaya çalışır. Öyle ki nefis
artık ilahlaşır. Günahlara dalan ve kalbini kirleten insanı Mevlamız şöyle tanımlamaktadır:
“Kendi nefsinin arzusunu kendisine ilah edineni gördün mü?...” (Furkân, 25/43)
Ahirette Rabbimizin huzuruna salim bir kalple çıkabilmemiz için Dinimizin yasakladığı
her türlü günahtan kaçınmamız gerekir. Çünkü günah bir iç çöküntü,
bir terslik ve fıtratla zıtlaşmadır. Günaha giren kimse, kendini vicdani azaplara ve
kalbî sıkıntılara bırakmış bir talihsiz ve bütün ruhi meleke ve kabiliyetlerini şeytana
teslim etmiş bir zavallı durumuna düşer. Bir de o günahı işlemeye devam ederse,
bütün bütün ipi elden kaçırır ve artık ne bir irade, ne bir direnme ne de kendini
yenilemeye mecali kalır.
Elbette hiç günah işlememe gücüne sahip değiliz. Zaman zaman bilerek ya da
bilmeyerek birçok hata ve günahlarımız olmaktadır. Bu günahlar kalbimizi kirletir
ama bu kiri silme ve yeniden kalbimizi temizleme yolunu yüce Allah bize bildirmiştir.
Yeter ki günahlarda ısrar etmeyelim ve tövbe kapısına daima yönelelim. Rabbimiz
şöyle buyurmaktadır:
“Yine onlar, çirkin bir iş yaptıkları yahut nefislerine zulmettikleri zaman Allah’ı hatırlayıp
hemen günahlarının bağışlanmasını isteyenler -ki Allah’tan başka günahları kim
bağışlar- ve bile bile, işledikleri (günah) üzerinde ısrar etmeyenlerdir.” (Âl-i İmran, 3/135)
Bu ayetten de anlaşılacağı gibi Allah (c.c) bizi daima tövbeye çağırmakta ve günahlarımızı
affedeceğini belirtmektedir. Ta ki kendi katına, günahlarla kirlenen bir
kalple değil, temiz bir kalple çıkalım. Bazen insan günahlarla kirlenen kalbinin artık
arınmayacağını sanır ve ümitsizliğe düşebilir. Asla böyle bir kanaate varmamalıyız.
Çünkü Allah’ın merhameti sonsuzdur ve her el açanı ve arınmak isteyeni affedeceğini
bildirmiştir. Bir ayette bu müjde şöyle verilmektedir:
“De ki; ‘Ey kendilerinin aleyhine aşırı giden kullarım! Allah’ın rahmetinden ümidinizi
kesmeyin. Şüphesiz Allah bütün günahları affeder. Çünkü O, çok bağışlayandır, çok merhamet
edendir.” (Zümer, 39/53)
Sevgili Peygamberimiz (s.a.s), insanın arınmasına işaret ederken bunun ilk önce
kalpte gerçekleşeceğini bildirir:
“Vücutta bir et parçası vardır. O sağlamsa, bütün vücut sağlam olur; o bozulursa bütün
vücut bozulur. İyi bilin ki, işte o et parçası kalptir.” (Buhârî, “İman”, 39; Müslim, “Müsâkât”,
107; İbn Mâce, “Fiten”, 14)
Hepimiz de ahirette cennet nimetleri ve cemalullah ile mutlu olmak isteriz.
Kur’an-ı Kerim ve sevgili Peygamberimiz bunun yollarını açık bir şekilde göstermiştir.
Bize düşen ise, bu emir ve yasaklara uymak, nefsimizin esiri olmadan temiz bir
kalple Rabbimizin huzuruna çıkmaktır.
Kuşkusuz, “Nefsini arındıran kurtuluşa ermiştir.” (Şems, 91/9)


Şimdi sorun kendinize Rabbin huzuruna çıkarken temiz bir kalbim var mı diye?

8 Aralık 2013 Pazar

GÖZLERİMİ KAPIYORUM



Gozlerimi kapiyorum.Her yer sessiz  bombos
Sadece saat sesi tik tak tik tak
Aslinda uyumak istiyorum o an
Sonra guzel bir sabaha uyanmayi arzuluyorum.
Mis gibi bir sabaha,
Yusufçuk kuşlarıyla
Ezan sesiyle,
Hamdu senalarla uyanmayi.....

Zihnim, gonlum,beynim ve butun uzuvlarim dinlenmis,
Huzur bulmus dinc ve dinamik bir sabaha
Uyunmayi diliyorum.
Uyanip sukurle baslayip ,
Derin bir nefesle devam etmek.
Belki de sadece sukur etmek edebilmek icin uyanmak istiyorum.
Namazi sukur ayetleriyle bitirmek
Bir kus kadar hafiflemek, 
Bir kelebek gibi ucabilmek adina.
Rabbime sukur edebilmek icin uyanabilmek,
Namazimi eda edebilmek istiyorum.




6 Aralık 2013 Cuma

MARKET DUASI

Market Duası

Ya Rabbi;
Ailemin zoruyla dâhil olduğum tüketim yarışının bir ferdi olmaktan aklımı muhafaza et.
'Herkes sepetini doldururken ben bundan geride kalıyorum' eleminden kalbimi halas eyle.
Şu an önünde durduğum tüketimi artırmak için tasarlanmış Marketten nefsimi himaye eyle. İsrafa teşvik eden bu yere istemeyerek sol ayakla giriyorum sağ ayağımla çıkmamı nasip eyle
Küçük esnafı yok edip her şeyi kendi bünyesine alarak canavarlaşmış olandan ailemi gözet.
Asgari ihtiyaç listemin dışında alışveriş etme isteğimin israf olduğu kanaatine eriştir.
Diğer dolu sepetlerin tesiriyle elindekinin azlığıyla gönlü ezilen mağdurları muhafaza buyur.
Lüzumlu olanı alacağım reyonun etrafındaki dolu rafların ayartmasından gözümü sakındır.
Aileme alışveriş ederken ihtiyaç sahiplerini de unutmayıp onları memnun etmeyi nasip eyle.
Tüketerek mesut olunacağını vehmeden nefsimi, paylaşarak hoşnut olmaktan hissedar eyle. 'Kendini iyi hissetmediğinde alışveriş etmelisin' şeytani yönlendirmesinden zihnimi arındır.
Kurban bayramında eti paylaştıklarıma kasap reyonundan alış veriş etme şerefine erdir.
Türlü türlü çukulataları ve şekerleri görünce bunlarla yetimleri bir an sevindirmeyi nasip eyle. İndirim peşinde gün boyu market market gezmeye meyyal nefsime hasta ziyaretini sevdir.
Hafta sonlarının aileme, alışverişi değil ihtiyaç sahipleriyle paylaşımı hatırlatmasını özendir. Bozukluğumla kasa yanındaki ıvır zıvırı almayı değil yetimlere harçlık vermeyi güzel göster.
Yaşlı ve hasta komşuların alışverişini yapıp poşetlerini evlerine teslim etmeye müyesser kıl.
Semt pazarlarının kurulduğu gün marketlerin yaptıkları indirimlere itibar etmeme mani ol.
Vücuduma ve aileme zarar veren şeyleri alıp doktorlara ve ilaçlara muhtaç kalmaktan koru.
Gerekli olmadığı halde kampanyalara kanıp 'yığıp durma' hastalığından nefsimi halas eyle.
İhtiyacımız olmayan ürünleri sırf yanında hediyesi var diye alma ahmaklığından beri eyle.
Tüketimi arttırmak için çalınan müziğin coşkusuyla çılgınca alışverişten nefsimi uzaklaştır.
Girişteki dolaba elimdekileri bırakıp yeni yükler edinme konforuyla aldatılmaktan koru.
Alışveriş sepeti üzerinde gezdirerek bebeklerimizin pirupak fıtratlarını kirletmemizi engelle.
Marketin, kızlarımın masum evcilik oyunlarına sinsice sızmasından muhafaza buyur.
Çocukları markete götürüp tüketim alışkanlığı edindirme aymazlığından cümlemizi beri eyle. Henüz kazanmadığım parayı harcamama sebep olan kredi kartının şerrinden zatına sığınırım. Eşlerimize ve çocuklarımıza ek kart çıkartıp ipin ucunu kaçırmamızı isteyenlere fırsat verme.
Kredi kartıyla tüketince 'bonus' biriktirmenin kazanç değil kayıp olduğunun izanına ulaştır. Slip çektirme kolaylığına kanıp borcunu ödeyemeyince özgürlüğünden olandan haberdar eyle.
Evlere servisin, taşıyamayacağımız kadar alışveriş ettirme tuzağı olduğunun idrakine erdir.
'Tükettiğin kadar medeni ve çağdaşsın' diyen Neoliberal politikaları yerin dibine geçir.
Ekstrede ayrıntısını gördüğüm halde tövbe etmediğim harcama kalemlerinden affına sığınırım
Kapıma bırakılan market broşürlerinin tesiriyle ihtiyaç listemi şişirmekten nefsimi koru. Reklâmlarda aciz gösterilen erkek ve öne çıkarılan kadınla kurulan tuzağın idrakine erdir.
Küsuratlı etiketlere kanıp sanki çok ucuz alıyorum izlenimine kapılma safdilliğinden koru.
Bizleri, yeni bir ürünü tattırmak adına kurulan reyonda doyma kurnazlığından beri eyle.
Tüketmek istediğimde ayaktayken oturmayı, otururken yatıp bu histen kurtulma dirayetine ulaştır.
Her türlü ateşi söndüren 'abdest' almanın içimizdeki israf ateşini söndürmesini nasip eyle.
Âmin...
Şevket HÜNER


Çok anlamlı çok güzel bir dua olmuş.  Aminn...Amin....Amin

5 Aralık 2013 Perşembe

KARANLIK KUYU



KARANLIK  KUYUDA


Bir karanlıktayım Yunus gibi
Balığın karnındaki
Bir kuyudayım Yusuf gibi
Kapkara uçsuz bucaksız bir karanlık
Karanlıktan korkuyorum.Yürüyorum
Ne tarafa gideyim, öne mi, arkaya mı?
sağa mı,sola mı?
Nereye,ne yöne?
Kalbimin götürdüğü yöne gitmek istiyorum.
Kalbim beni nereye götürecek?
Bilmiyorum.
Bakıyorum yokluyorum kalbimi,
kalbim  kararsız.
Aklıma danışıyorum.
Ne yapmalıyım diyorum aklıma
Aklım benim bilgim yetersiz, ben seni çıkaramam diyor.
Başının çaresine bak diyor.
Ondan da umut yok.
Nefsim hiç durmadan konuşuyor.
Boş ver burası  rahat nereye gideceksin.
Bak her şey çok rahat,
İstediğin önünde, istemediğin arkanda.
Evet haklısın der gibi oluyorum.
Ama karanlığı farkediyorum.
Karanlıkta her şey var ama
Hiç bişey yok burada diyorum.
Kalbim rahatsız,aklım almıyor
Nefsimse dört köşe mutluluktan
Kurtarılmayı kurtulmayı bekliyorum
Aklımın aldığı ,kalbimin huzur bulduğu
Aydınlıklar ülkesine gitmeyi diliyorum.


15 Kasım 2013 Cuma

YARADAN'IN İZNİYLE ÇOK ÖZLEDİM.....

ÖZLEDİM



Gecenin zifiri karanlığında bütün mahlukatın gündüzü beklediği gibi özledim.Gecenin en uzun olduğu vakitte,  edilen dualardaki ümide özlem  gibi bende özledim .Kışın toprağın altındaki çiçeklerin  baharın gelişini özlediği gibi özledim. Annenin, askere gönderdiği evladının yeniden gelmesini umut etmesi gibi bende gözyaşlarıyla uğurladığım yavrumun gelmesini umut ettim.
  
    Yavrumun okuldan dönüşünü beklemeyi özledim.Kapıyı açar açmaz çantasını fırlatırcasına atışını özledim.Ben kek yapıcam deyip  keki bana yaptırışını özledim.Ona sarılıp koklamayı hımmm ne güzel kokarmış benim kızım demeyi  özledim.Hergün biryerlere gitsekte çok sıkıldım bugün de mi evdeyiz deyişini özledim.En az dört beş kıyafet giyip çıkarıp bu buna  oldu mu demeni özledim.Çıkardığın kıyafetini söylenerek yerine koymayı özledim.Sen bana hiç yardım etmiyorsun diye söylenmeyi de özledim.
  Özledim çünkü anneleriyle kızlarını görünce burnumun direği sızladı.Öyle bir sızı ki hiç geçmiycek sandım.Belki dillendirirsem paylaşırsam sızım hafifler dedim. Ama hafiflemedi acımda sızımda gitgide büyüdü.Büyüdü kalbimden taştı. Kalbimden dilime  söz oldu,kalbimden gözüme yaş oldu,kalbimden elime dua oldu.Dilimde,  gözyaşımda,dualarımda Rahman'a diledi.Diledi ki özlemim hafiflesin,diledi ki özlediğim yavrum huzurlu sağlıklı mutlu olsun.Benim ona özlemim kadar onun bana özlemi ve ihtiyacı olmasın.Üzgün günü olmasın ki anneme ihtiyacım vardı ama annem yanımda yoktu demesin.Demesin.
Dedirtme Ya Rabbim...
  Bugün özlemim tavan yaptı.Hatta bütün tavanı kapladı.Tavan kapkara özlemimle dolu.

Özlediklerinizi paylaşırsanız  belki özlemim azalmaz ama bir nebze hafifler.:(

Dualarınızı bekliyorum...

8 Eylül 2013 Pazar

ESMA-ÜL HÜSNA DUALARIM




ESMA-ÜL HÜSNA  DUALARIM


Ya Semi
Yâre açık yâre, yâre açmaya yâre ne hacet
Feryadım duyulur aşikâre dile dökmeye ne hacet
Güllerim döndü hare, hare küsmeye ne hacet
Dil avare dudak biçere harelenmeye ne hacet
Ya Basir
Körüm körlüğüme bile,
Körüm gördüğüme bile
Körüm gösterdiklerine bile
Vaat ettiğin cennetine bile körüm
Senin görmenle görür cümle gözler
Aç gözlerimi...





YA RABBI!
Ya Rabbi! Seni tarif etmektedir bütün güzel isimler
Sen güzel isimlerini asikar etmezsen ruhum karanlikta kalir
Esmaül Hünsa’na sahit yaz beniALLAH(cc)!
Sensin Allah(cc) sanadir kullugum
Sendedir çarem seninledir varligim
Seni arar ruhum seni anar kalbim
Baskasina degil sana muhtacim
Baskasini degil seni çagiririm
Baskasi yaratilmistir sen yaradansin
Baskasi devamsizdir sen daimsin ve daim eyleyensin
Baskalari muhtaçtir sen ihtiyaçsizsin ihtiyaçlari görensin
Baska ilah yok sen Allah(cc)’sin
Sen ki esi benzeri olmayansin
Sen ki bütün eksiksiz sifatlarin sahibisin
Cemaline çevir yüzümü baskasina ragbet ettirme kalbimi

Ya Rahman!
Sen öyle rahmet edersin ki rahmetinin bir cilvesi cennetim olur
Rahmetinden bir parilti sonsuz mutlulugumdur
Rahmetinin bir damlasi herkesin rizkina kefil olur
Su çorak gönlüme merhametini indir
Su fani ömrümü sonsuzluga eristir

Ya Rahim!
Öylesine rahimsin ki kulagini sözüme muhatap eylersin
Aklima vahyinle tenezzül edersin
Öylesine Rahimsin ki istendiginde zaten verirsin
Istenmediginde de lütfedersin
Öylesine Rahimsin ki hak edene hepten verirsin
Hak etmeyene bile çok bahsedersin
Öyle Rahimsin ki dünyayi bu kadar güzel eylersin
Ahireti ondan daha güzel eylersin
Ya Rabbi! Korkudan emin eyle beni
Yüzünden azad eyle kalbimi
Atesten uzak eyle beni
Hicrana düsürme kalbimi
Rahmetinin rahmine al beni
Merhametinin kucagina al kalbimi


Ya Melik!
Kimsenin kimseye fayda vermedigi gün hüküm senin
Gökler yarilirken sahibim sensin
Yildizlar dagilirken sahibim sensin
Varligim bana ait degil varim yogum senin
Elimde olanlar benim degil sahiplendiklerim de senin
Yokluga düsürme beni an senin
Darlik verme kalbime mekan senin

6 Eylül 2013 Cuma

YARADILANDAN YANSIMALAR

YARADILANDAN YANSIMALAR

   Bu fotolar benim objektifimden amatörce amatör bir makineden çekildi.Ancak ben çok beğendim. Sizinle paylaşmak istedim...Fotolar son bir hafta içinde çekildi.Hamdolsun ki bu güzellikleri görebileceğim bir memleketteyim.(Bilen bilir  bu güzellikler daha çok Tünektepe'den....):)

















Onlara çeşit çeşit rengi,şekli,kokuyu,dokuyu,duyguyu veren kurban olayımmmmm.........




4 Eylül 2013 Çarşamba

UÇMAK GELDİ İÇİMDEN....






BiR GaRiP YoLcu
UÇMAK GELDİ İÇİMDEN
Uçsuz bucaksız ovalara,balta girmemiş yemyeşil ormanlara,masmavi durgun denizlere....
Aslında
Aslında aşka uçmak,aşkla uçmak...


Ama dedi ki;AŞKA UÇMA KANATLARIN YANAR... (Sadi ŞİRAZİ)

BiR GaRiP YoLcu

Sonra


BiR GaRiP YoLcu

AŞKA UÇMADIKTAN SONRA KANATLAR NEYE YARAR?dedi. Hz.MEVLANA 
BiR GaRiP YoLcu

Ve sonra Yunus geldi meydane

BiR GaRiP YoLcu

AŞKA VARDIKTAN SONRA KANADI KİM ARAR?

BiR GaRiP YoLcu

UÇMAK GELDİ İÇİMDEN
(Not:Nacizane kendi acemi objektifimden)

HAYATTAN BİR NEFES ÇAL...

Bir nefes al....
Dur ve düşün...
Kendin için
Ne yapıyorsun?
Aslında ne yapman gerekirken 
sen ne yapıyorsun...


Hayatı dolu dizgin imanını güçlendirerek,tefekkürünle,sabrınla,şükrünle,sevginle,ibadetlerini eksiksiz yapmaya çalışman gerekirken..
Sen hayatını dolu dizgin nerelerde geçiriyorsun..

Tv karşısında magazin,dizi izlerken mi?
Yoksa çarşı da o kombinim bu kombinim diyerek mağaza mağaza dolaşırken mi?
Yoksa  zamanını benin hayatım çocuklarım diyerek sana  emanet edilen o çocukları kurstan kursa servisçilik yaparak mı geçiriyorsun.
Bir nefes al....
Dur ve düşün...
Ne yapıyorsun?
Belki de bu durup düşünmeleri çok sık yapmalıyız hayatımızda.Hayat muhasebemizi çok sık tekrar etmeli ona göre düzenlemeliyiz hayatı
  Şu an ölürsem sırt çantamda neler var neler yok diye çantamızı sık sık boşaltıp tekrar düzenlemeliyiz.Şunlar eksik şunları tamamlamak gerekir demeliyiz.
RABBİM YOLUMUZU AYDINLATSIN.SIRT ÇANTAMIZDAKİ ERZAKI BOLLAŞTIRSIN...İNŞAALLAH 

29 Ağustos 2013 Perşembe

GÜZEL SÖZ VE BAĞIŞLAMA SADAKADIR

GÜZEL SÖZ VE BAĞIŞLAMA
SADAKADIR



“Güzel bir söz ve bağışlama, peşinden gönül kırma gelen bir sadakadan
daha hayırlıdır. Allah, her bakımdan sınırsız zengindir, halîmdir (hemen
cezalandırmaz, mühlet verir).” (Bakara, 2/263)
Bizi gerçek manada insan yapan, bizleri güzelleştirip değerli kılan ve öteki canlılardan
ayıran özelliklerin başında söz söyleme yeteneğimiz gelir. İnsan olarak çoğu
zaman öneminin farkında bile olmadığımız bu nimetle ilgili olarak, yüce Rabbimiz;
güzel söz ve insanları bağışlama, peşinden gönül kırma gelen bir sadakadan daha
hayırlı olduğunu (Bakara, 2/263) ifade etmektedir.
Dil, nice dostlukları bitiren, yeri geldiğinde de gönülleri fethedip nice düşmanları
barıştıran ve gücünü gönülden alan bir emanettir. “Yumuşak sözler taş kalplere
bile tesir eder” deyişi bu gerçeğe işaret eder. Allah, bir insana her şeyin tatlısını,
yalnız dilin acısını verdi mi insan ne yapsa fayda etmez. Gönül alan hoş bir söz söylemek,
tatlı dille reddetmek (geri çevirmek), ayıp örtmek, saygısızlığa karşı bağışlama
ile davranmak arkasından eziyet gelen veya gönül bulantısı ile birlikte olan bir
sadakadan daha hayırlıdır. Güzel bir söz, kalplerin yaralarını sarar, onları hoşnutluk
ve güler yüzlülük duygularıyla doldurur. Bağışlama, ruhların kinlerini temizler,
yerine kardeşlik ve doğruluğu yerleştirir. Bu durumda güzel bir söz ve bağışlama,
sadakanın birinci görevi olan ruhların arındırılması ve kalplerin yakınlaştırılması
işlevini yerine getirir. Rabbimiz sadakanın, verenin alana karşı bir üstünlük aracı
olmadığını, yalnızca Allah’a verilen bir borç olduğunu belirtir. Onun eziyet veren
sadakaya ihtiyacı yoktur.
Eğer kendisine sadaka verilecek kişiye karşı takınılacak tavır bir şekilde onu incitecekse
bunu vermek yerine uygun sözler söylemek ve ihtiyacını arz eden kişiyi hoş
görmek, durumunu başkalarına duyurmamak manevî sonuç, ecir ve ahlakî davranış
olarak tercih edilir.
Allah kimseye muhtaç olmadığı için hiç kimsenin harcamasına da (infak) ihtiyaç
duymaz. O, cömert ve geniş yürekli insanları sever, cimri insanları sevmez.
Çünkü O cömert’tir, bağışlayandır ve eli açık olandır. Allah, hayat için gerekli olan
şeyleri insanlara sınır tanımadan veren ve onları hatalarına rağmen tekrar tekrar
bağışlayandır. Rabbimiz yaptıkları bağışı sürekli hatırlatarak karşılarındaki insanın
gururunu inciten ve sadece küçük bir şey vermiş olsa bile bunu başa kakıcı ifadeler
kullanan kimseleri sevmez.
İnsan diliyle hem kendini hem de başkalarını yüceltir. Dilden kalbe yol vardır.
İnsan, bin bir güçlükle ve zaman harcayarak, emek verip ter akıtarak çıktığı mevkilerden
birkaç sözle düşebilir. Bu nedenle nerede, nasıl konuşacağını düşünüp tasarlayarak
konuşmak bizi güç durumlara düşmekten korur.
Güzel konuşan insanlar için “ağzından bal akıyor” denilir. Güler bir yüz, tatlı bir
dille tamamlandığı zaman, insana bütün kapılar açılır. Büyüklerimiz “Gönüllerin
anahtarı yumuşak huy ve yumuşak kelimelerdir” demişlerdir. Gönüller güzel ve hoş
sözlerle kazanılır. İslam adabının, gereği olarak tatlı konuşmak ve güler yüzlü olmak
durumundayız. Peygamber Efendimiz (s.a.s) de, “Güzel söz sadakadır” (Buharî, “Edeb”,
34) buyurmuştur. Güzel söz, sahibini Allah’ın rızasına kavuşturan, nimet içinde bırakan,
fazilet ve iyiliklerdendir. “Güzel sözler ancak ona yükselir, Salih ameli de güzel
sözler yükseltir” (Fatır, 35/10). Kur’an emri gereği güzel sözler Rabbimizin katına yükselecek
ve zamanı gelince bize ödül olarak geri dönecektir.
İnsan konuştuğunda hayrı konuşarak, dilini güzelliğe alıştırmalıdır. Güzel konuşma
Allah’ın tüm semavî dinlerde talep ettiği yüce bir meziyettir. Güzel bir ahlaka
sahip olan kimse, herkesle güzel görüşür, onların sevgisini kazanır. Böyleleriyle birlikte
olmaktan ve hoş sohbetler yapmaktan memnun kalırız. Güler yüzlü, tatlı dilli
insanlar arasına girdiklerinde güneş gibi yüzlerinden ışıltı eksik olmaz. Girdikleri
yeri aydınlatırlar.
“Tatlı dil yılanı deliğinden çıkarır” derler. Tatlı dil ve güler yüzle gönüller fethedilir.
Önemli olan da gönülleri fethetmektir. Yüce Rabbimiz Kur’an’da; “Firavun’a
gidin, çünkü o, azdı. Ona yumuşak söz söyleyin, umulur ki öğüt alıp-düşünür veya içi
titrer-korkar.” (Tâ Ha, 20/43-44) buyurmuştur. Buna göre müminlerin birbirlerine daha
yumuşak söz söylemeleri gerekir.
Allah’a gönülden iman eden müminler olarak sözlerimizi güzelleştirmeliyiz. İnsanlara
karşı bağışlayıcı olmalıyız. Yüreği kırgın olanları, yaralı gönülleri güzel sözlerle
ve bağışlamak suretiyle kazanmaya çalışmalıyız.

26 Ağustos 2013 Pazartesi

AKŞAM VAKTİ

Akşam vakti

Ezanı beklerken oturduğum yerde birden ses yükseliyor  heybetli, ihtişamlı ve gür bir ses....
 ALLAHÜ EKBER ALLAHÜ EKBER....

İçim huzurla doluyor biranda.
Bugünü de bitirdik dünden eşit mi değil mi bilmem diyerek..
Hızlıca namaza koşmak isterken cümlelerde bitmek bilmiyor...
İçimdeki huzur,  namazı geciktirmeyeyim sıkıntısına düşüyor birden.
Gitmeliyim namazı eda etmeli, kutlu buluşmaya geç kalmamalıyım.
Rabbime gitmeli
O'nunla konuşmalı ,sıkıntımı derdimi anlatmalıyım...
Anlatmalıyım ki içim birkez daha huzura kavuşsun...
Birkez daha rahatlamalıyım...
O'na koşuyorummmmmmm....


25 Ağustos 2013 Pazar

BÜYÜCÜNÜN AHİRETTEN NASİBİ YOKTUR

BÜYÜCÜNÜN AHİRETTEN
NASİBİ YOKTUR


“Süleyman’ın hükümranlığı hakkında şeytanların (ve şeytan tıynetli
insanların) uydurdukları yalanların ardına düştüler. Oysa Süleyman (büyü
yaparak) küfre girmedi. Fakat şeytanlar, insanlara sihri ve (özellikle de)
Babil’deki Hârût ve Mârût adlı iki meleğe ilham edilen (sihr)i öğretmek
suretiyle küfre girdiler. Hâlbuki o iki melek, ‘Biz ancak imtihan için
gönderilmiş birer meleğiz. (Sihri caiz görüp de) sakın küfre girme’
demedikçe, kimseye (sihir) öğretmiyorlardı. Böylece (insanlar) onlardan
kişi ile karısını birbirinden ayıracakları sihri öğreniyorlardı. Hâlbuki
onlar, Allah’ın izni olmadıkça o sihirle hiç kimseye zarar veremezlerdi.
(Onlar böyle yaparak) kendilerine zarar veren, fayda getirmeyen şeyleri
öğreniyorlardı. Andolsun, onu satın alanın ahirette bir nasibi olmadığını
biliyorlardı. Kendilerini karşılığında sattıkları şey ne kötüdür! Keşke
bilselerdi.” (Bakara, 2/102)
Dinimizde büyü ve sihirle uğraşmak büyük günahlardandır. Tarih boyunca büyü
ve sihir insanların hep gündeminde olmuştur. Hepimize gizemli gelen bu konunun
nasıl yapıldığı, insanlara tesirinin ne derece olduğu ve dinimizin bu konuya nasıl
baktığı hep merak edilmiştir. Bu konu hâlâ da sırrını korumaktadır.
İnsanların kendilerine ait olmayan bir alana yani gayb bilgisine ulaşmak istemeleri,
başka insanları buyrukları altına alma düşünceleri ve kısaca geleceklerini
öğrenme hissi bu yollara zemin hazırlamıştır.
Büyü, aldatmak, göz boyamak, oyalamak, uzaklaşmak, gönlünü çalmak, batıl şeyi
hak diye göstermek ve gizli işlem yapmak gibi anlamlara gelmektedir. Başka bir ifadeyle
“tabiat üstü âlem ile bağ kurmak yahut kendilerinde gizli güçler bulunduğuna
inanmak suretiyle bazı doğal nesneler kullanarak yapılan işler” olarak tarif edilmiştir.
Kâinatın tek sahibi, her şeye gücü yeten ve her şeye hükmeden âlemlerin Rabbi
olan Allah’tır. Adından da anlaşılacağı gibi o her varlığı terbiye eden yani ona görevlerini
öğretendir. Şimşek, gök gürültüsü, arı, inek, kuşlar ve taşlar hep O’nun emriyle
hareket ederler. Ne güneş ne de başka bir varlık O’nun emrine karşı gelemez.
O’na karşı gelen tek varlık yaptıklarından sorumlu olan insanlar ve cinlerdir.
Hem insanlar hem de cinler tarih boyunca semavatın gizli sırlarına vakıf olmak
istemişler ve bu yolla diğer canlıları egemenlikleri altına almayı amaçlamışlardır. Bir
zamanlar cinler korunan yerlerden bilgi çalmak için çabalarken, insanlar da hem
cinlerden hem de başka varlıklardan istifade ederek menfaat sağlamışlar ve sağlamaya
devam etmektedirler. Bu menfaat yollarından biri de büyüdür. Büyüde araç
olarak ruhlar, cinler, şeytanlar, canlı veya ölmüş bazı hayvanlar, cisimler, şekiller
hatta adların bile kullanıldığı bilinmektedir. Büyü, sonsuz güç sahibi Rabbimize
karşı bir meydan okuyuştur. Ayrıca Allah’ın dışında bir güç ve gizli bir kudretin
varlığını kabul etmektir. Bu ise tamamıyla şirktir. Bu yüzden bütün çeşitleriyle büyü
dinimizde yasaklanmıştır.
Bakara suresindeki bu ayette karı-kocanın arasını açacak bilgilerin varlığından
söz edilmektedir. Aynı zamanda bir kısım insanların bu işle uğraşarak kendilerini
değersiz bir şeyle mahvettikleri ifade edilmektedir. Konu ile alakalı Felak ve Nâs
surelerinde ise düğümlere üfleyenlerden ve insanların kalplerine vesvese verenlerden
bahsedilmiştir. Büyü ve sihir ile alakalı verilen bu bilgilerin yanında bizim için
en önemli bilgi, büyünün Allah’ın izni olmadan kimseye zarar veremeyeceğidir. Bu
itibarla büyü ile uğraşan ve büyücüden medet uman insanlar, yaptıkları güzel işlerin
boşa gideceğini ve ahiretten nasiplerinin olmayacağını bilmelidirler.
Büyünün Rabbimizin gücü karşısında hiçbir değeri yoktur. Öyleyse ne büyüden
medet ummalı, ne de büyü yapıldığı gerekçesi ile böyle insanlara gitmeliyiz. Bizim
tek sığınağımız Rabbimizdir. O bize yeter, O ne güzel bir dosttur. “Âyetü’l-Kürsi”,
“Nâs”, “Felak” ve “Fatiha” surelerini bol bol okuyarak bu tür eylemlerden Rabbimize
sığınalım.

24 Ağustos 2013 Cumartesi

ESMAÜL HÜSNA DUALARIM



ESMAÜL HÜSNA DUALARIM
( Zulüm göre mazlum kardeşlerimize duayla)


Ya Vahhab
Yokluğa sırf yok olduğu için varlık bahşedersin
Nankörlerin bile rızkını kesmez
İnkâr edenlere bile nefes veririsin
Varlığım Senin lütfündür, Senin ihsanındadır
Aciz varlığıma lütfünü ihsanını daim eyle
Ya Rezzak
Hazinede yok! yoktur
"Ol" dersin her şey olur
Yarattığın her canlının rızkı Senin katında saklıdır
Vahyin mümin kalplerin, selim akılların rızkıdır
Ya Rabbi, Sana muhtaç olmak en büyük zenginliğimdir
Senin fakirin eyle beni...
Senin verdiğinle doymak en büyük lezzetimdir
Sofranda ağırla beni
Ya Fettah
Damla kadarda olsa sevabım lütfeyle de cennetini aç bana
Şaşkında olsa aklım kerem eyle de... Sana gelen yolları aç bana
Ya Alim
Senin için bilmenin başı yoktur, ben ancak sonradan bilirim
Senin bilmediğin bir an yoktur, ben ancak bazen bilirim
Sen, açık edip söylediğimi de bilirsin
Sen, susup kendime sakladığımı da bilirsin
Unutup kedimden sakladığımı da bilirsin
Kendi kuyularıma aklımın iplerimi salarım
Kendime aklım ermez.
Sen beni benden çok bilensin
Kalbimin kuytularında el yordamıyla dolaşırım
Kendime kendim yetmez,
Sen bana benden çok sırdaşsın
Bildiğimi bilenlerden eyle beni
Bilmediğimi bilenlerden eyle beni
Sana malum olan ayıp ve kusurlarımla utandırma beni
Ya Kabıt Ya Basıt
Dara düşürürsün genişlik verdiğinde şükretmeyeni
Genişletirsin dara düştüğünde de şükredeni
Takdir senindir
Ya rabbi, Sen ki imkânsızı mümkün kılarsın
Darda koyma beni
Dara düştüğünde de şükredenlerden eyle beni
Sen ki asılları yanında tutarsın
Gölgede bırakma beni
Ya Hafit
Öyle hafitsin ki yokluğa yuvarlarsın varlığıyla gurura düşeni
Öyle hafitsin ki zillete düşürürsün kendisini yücelteni
Gururdan azat eyle nefisimi, zillete düşürme kalbimi
Ya Rafi
Secdelerimle sultan eyle beni
Kulluğumla şereflendir beni
Katında rütbelendir beni
İyiler arasında an beni
Yükseklere al beni
Ya Muiz
İzzetin varsa ancak senin verdiğin kadardır
Yalnız sana itaat etmenin izzetini ver bana
İzzetine ayine et fakiri
Ya Muzil
Sana boyun eğişim en tatlı sevincimdir
Senin kapına gelmeyen sonsuz çaresizlikler içindedir
Sana muhtaç oluşum en büyük şerefimdir
Cevapsız bırakma beni



(Engin Noyan'ın sitesinden)


12 Ağustos 2013 Pazartesi

ESMAÜL HÜSNA DUAM





Ya Mutekebbir

Ben acizim, Sen kadirsin
Ben fakirim, Sen rahimsin
Ben ölüyüm, Sen hayysın
Ben çaresizim, Sen Ahadsin
Ben muhtacım, Sen Sametsin
Ben sağırım, işiten Sensin
Ben körüm, gören Sensin
Ben dilsizim, konuşan Sensin
Ben yaratılıyorum, yaratan Sensin
Ben yokum, var eden Sensin
Ben hiçim ama emellerim büyüktür
Ben yoksulum ama isteklerim çoktur
Ben isterim çünkü sen büyüksün
Şahit yaz büyüklüğüne bu küçük kalbimi..



Ya Hâlık


Sen "ol" deyince her şey oluverir
"Ol" de! olayım, yarattıklarının arasında kalayım
Halk ettiğin gibi ahlaklanayım
Sen yarattın diye güzel olayım
Hep en güzel kıvamda kalayım


Ya Barî

Ruhum Senin elinde
Bedenim Sana emanettir
Yoklukta bırakma beni
Karanlıkta bırakma beni
Çirkinliğe daldırma beni
Güzel eyle her halimi


Ya Musavvir


Yokluğa varlık suretini giydiren Sensin
Hiçliğe varlık boyasını çalan Sen
Güzeli güzel kılan ancak senin tasvirindir
Sen ki yüzümü benim için biricik sevdiklerim için tanıdık eylersin
Katında makbul olan güzellikle tasvir eyle suretimi




Ya Ğaffar

Gizli pişmanlıklarımı bilen Sensin
Gözyaşlarıma değer veren Sensin
Bilirim rahmet denizi bulandıramaz cümle günahlar
Rahmetinle arındır bağışla beni


Ya Kahhar

Sen öyle kahharsın ki
Kahrında lütfün çok
Kahrında acelen yok
Sen öyle kahharsın ki
Kahrında adalet var
Kahrına sınır yok
Düşmanımız çok
Aczimiz nihayetsizdir
Kahrınla helak eyle zalimleri



Engin Noyan'ın sitesinden alınmıştır.