Sayfalar

17 Haziran 2013 Pazartesi

ÇOCUKLARIMIZLA İMTİHAN EDİLİYORUZ

ÇOCUKLARIMIZLA
İMTİHAN EDİLİYORUZ


“Bilin ki mallarınız ve çoluk çocuğunuz birer deneme aracıdır. Allah
katında ise büyük bir mükâfat vardır.” (Enfâl, 8/28)
Dinimiz İslam şu beş değerin korunmasına büyük önem vermiş, bu maksatla
Kur’an’da ve Sünnet’te birçok hüküm, tâlimat ve tavsiyeye yer verilmiştir. Bu değerler
hayat, din, mal, nesil ve akıldır. Mal ve nesil bir yandan korunması dinin hedefleri
arasına girmiş değerlerdir, diğer yandan da müminler için imtihan araçlarıdır;
müminler bu iki değerli varlıkla ilgili ödev ve sorumlulukları, bunlarla olan ilişkilerinin
kulluklarına müspet veya menfi etkisi bakımlarından sınanacaklar ve sonunda
bu nimetlerin hesabını vereceklerdir. Mal ve servetle ilgili âyetlerde bunların “dünya
hayatının süsü” (Kehf, 18/46) olduğu bildirilmiş, “müminleri, mal ve çocuklarının
Allah’ı anmaktan alıkoymaması istenmiş” (Münâfikûn, 63/9), “eşlerin ve çocukların
bir kısmının insana düşman olabileceği” gerçeği hatırlatılmış, bunun da bir imtihan
aracı olduğu tekrarlanmıştır (Tegâbûn, 64/14-15).
Bu itibarla müminler Allah sevgisi ile servet ve evlât sevgisi arasında gerekli dengeyi
kurmak, bunlara yönelik istek ve menfaatler ile Allah’ın emirleri çatıştığında
O’na itaat etmek durumundadırlar. İnsanın servet ve evlâda düşkünlüğü bazen ilâhî
emirlere uyma konusunda onu zor duruma düşürebilir ama her şeye rağmen Allah’a
itaatte sebat edenler imtihanı kazanmış olacaklardır.
Ayet-i kerimede de görüleceği üzere kişinin sahip olduğu bütün maddî mânevî
imkânlar ve bunlara duyulan bağlılık hissi, onun sınanması için var edilmiştir. Dünya
hayatı, acı–tatlı birçok yönüyle, bizim ebedî âleme geçişimizi sağlayan bir köp-
rüdür. Aynı zamanda bu hayat, birçok imtihanlarla doludur. İmtihan unsurlarından
birisi sayılan çocukların ise, hayatımızda ayrı bir yeri vardır.
Çocuklar, göz aydınlığımız, sevincimiz, ümidimiz olup yaratıcımızın bizlere eşsiz
bir armağanıdır. Onlar, dünya hayatının süsü, neşesi, yarınlarımızın mimarı ve
imtihanımızdır.
Çocuklar, anne için bir imtihandır ki bu imtihan, hamilelik döneminin ilk günlerinden
itibaren başlar. Hemen her anne, kendi ruh dünyasında çocuğun aldığı
havada bile kendi hissesinin olduğu kanaatini taşır. Çünkü yediği bir lokma, içtiği
bir yudum su ikisinin de gıdası olur. Sonraki dönemlerde onu, bazen sırtında, bazen
kucağında çoğunlukla yine anne taşır. Uykusuz kalır onun için. Her an, çocuğumun
başına bir tehlike gelir, diye bin bir türlü endişe içinde yaşar.
Çocuk, Allah’ın bizlere vermiş olduğu bir emanettir. Şayet ona iyi bakar, terbiyesini
iyi verir ve başkalarına faydalı olacak bir insan olarak yetiştirirsek; imtihanı
kazanmış oluruz. Çünkü çocuk bugünün küçüğü, yarının büyüğüdür. Çocuk bir
milletin geleceğidir. Çocuk yarınların teminatıdır, güvencesidir. Annelerin, babaların
gelecekleri iyi ve faydalı çocuk yetiştirmeleri ile teminat altına alınır.
Ayrıca yüce dinimiz İslam, çocuklar hakkında anne–babaya güzel bir isim koyma,
iyi bir eğitim verme ve vakti geldiğinde onun evlenmesine önderlik etme gibi
önemli vazifeler yükler. Bu vazifelerin çok iyi idrak edilmesi gerekir. Çünkü bu vazifeler,
bütün bir hayatı kuşatır. Onun için hekimlerin beşikteki çocuğa gıda takvimi
uyguladıkları gibi, ana ve baba da çocuklarının yaş ve idrak seviyelerine göre hayat
boyu eğitimlerine dikkat etmelidir.
Ayrıca çocuk, daima kendine ideal bir model edinme ihtiyacını hisseder. İşte
ana–baba çocuğun model olarak seçtiği insanlardır. Zaten ileri yaşlarda kendi ailesinde
aradığı ideal modeli bulamayan çocuk, dışa yönelir ki bu da ruh dünyasında
çatışmalara sebep olur. Aradığı ideal modeli ailesinde bulan çocuk ise mutlu ve
huzurlu bir hayat yaşar.
Sözlerimizi başka bir âyet meali ile bitirelim:
“Ey iman edenler! Eşlerinizden ve çocuklarınızdan size düşman olabilecekler vardır.
Onlardan sakının. Ama affeder, hoş görüp vazgeçer ve bağışlarsanız şüphe yok ki Allah çok
bağışlayandır, çok merhamet edendir.” (Teğabûn, 64/14-15)
Demek ki mal ve evlat Allah yolunda değerlendirilebilirse, insan onlar vasıtasıyla
hem dünyasını hem de âhiretini mamur edebilir.

HAYRA KOŞMAK

HAYRA KOŞMAK


“Herkesin yöneldiği bir yön vardır. Haydi, hep hayırlara koşun, yarışın!
Nerede olsanız Allah hepinizi bir araya getirir. Şüphesiz, Allah’ın gücü her
şeye hakkıyla yeter.” (Bakara, 2/148)
Dünyada insanlar bir yarış içindedirler. Bu yarış bazen hayırda, bazen de şerde
olur. Hayırda yarış, sadece para veya malını hayırlı işlere sarf etmek şeklinde anlaşılmamalıdır.
Kişinin kendisine, aile fertlerine, çevresine, ülkesine ve milletine, daha
da öteye giderek tüm insanlığa yaptığı iyilik ve güzellikler de hayırda yarış olarak
telakki edilir. Bu yarışın çeşitli alanları vardır: Bu alanlardan birkaç örnek sunalım:
a) İmanda yarış: İmanın güçlü olması, kalbe yerleşmesi ve onun tadına varabilmek
için yarışmak.
b) İbadetlerde yarış: İbadetlerin zamanında, tam ve eksiksiz olarak yapılması;
riya ve gösterişten, acelecilikten uzak durarak, ibadetin ruhuna uygun olarak ihlâs
ve samimiyetle yapılması.
c) Ahlakta yarış: En güzel ahlaka sahip olmak, tüm kötü huylardan arınmak için
çaba göstermek.
d) İşte yarış: İşini güzel ve mükemmel bir surette yapmak, elinden gelen bütün
hüneri göstermek suretiyle işini sağlam ve zamanında yapmak.
e) İnsanlığa hizmette yarış: İnsanın Allah’ın yarattığı en değerli varlık olduğu gerçeğinden
hareketle, ona değer vermek. İnsanı bir velinimet olarak kabul edip, cinsiyet,
ırk, fakirlik-zenginlik, sosyal statü, kılık-kıyafetine bakmadan ona karşı gereken
ilgi ve alakayı göstermek. Ezilmiş, sahipsiz, yetim ve dul kalmış insanların, ilaç
parası bulamayan, başını sokacak yuva bulamayan kimselerin ellerinden tutmak.
f) Vatana hizmette yarış: Güzel vatanımızın kalkınması, hür ve bağımsız olarak
yaşaması, milletler içinde hak ettiği dereceye ulaşması, ülkenin birlik ve beraberliğinin,
dirlik ve düzeninin korunması için çalışmak. Ülkemizi geri kalmışlıktan
kurtarmak, yer altı ve yer üstü zenginliklerini ülke insanının hizmetine sunmak için
gayret göstermek, iş ve üretim sahaları açmak.
g) Eğitimde yarış: Sahip olduğumuz yavrularımızı çağın en son imkânlarını kullanarak,
gelecek kuşaklara hazırlamak için maddi ve manevi imkânlarını seferber
ederek tarihimizde şerefle yerini alan Biruni, İbn Sina, Gazali, Farabi, İbn Rüşd,
Mevlana, Hacı Bektaşi Veli, Yunus Emre gibi bilim ve irfan adamlarını, keşif ve icatların
öncülerini yetiştirmek için gayret sarf etmek.
h) Üretimde yarış: Azami derecede verimlilik ilkesine riayet ederek arazilerimizi
ihya etmek, bilinçli tarım ve besicilik yapmak, üretim alanlarını çoğaltarak üretimi
artırmak, hizmette kaliteyi artırmak, ihracatı artırarak memleketin kalkınmasına
yardım etmek, bozuk ve kalitesiz mal üretmemek suretiyle güven temin etmek.
Bunları daha da çoğaltmak mümkündür. Başta da ifade ettiğim gibi bu “ayet-i
kerime”yi sadece fitre, zekât, sadaka vermek olarak algılayıp, hayırda yarışı bu kapsamda
değerlendirmek bizi yanıltır. Ayet-i kerime hakkında şunu da ilave etmek
yerinde olacaktır: Müslüman, lüzumsuz ve gereksiz iş ve tartışmalarla uğraşmayacak,
yapması gereken ne ise onu yapacak; sade şekle değil, o şekil içindeki ruha da
bakacaktır.

15 Haziran 2013 Cumartesi

Allah razı olsun

ALLAH RAZI OLSUN.....
Geçtiğimiz  hafta içinde arkadaşlarım geldi.Onlara blogçu arkadaşlarımda aldığım tariflerden yaptım.Sağolsunlar verdikleri tarifler o kadar güzel ve lezzetliymiş ki arkadaşlar benden gittikten sonra bile her yerde yaptığım mamaları anlatmışlar.Anlıycanız şanım yürümüş. Gurur duydum tarif aldığım arakdaşlarımdan..Allah razı olsun.Onların ve tariflerin isimlerini vermeden geçemiycem.Fotğraf çekmeye de fırsatım olmadı maalesef...
 Baharatlı kurabiye tarifiyle  bakirtencerem'e teşekkür ederim.Bundan sonra kesinlikle  fiks tuzlu karabiye tarifim oldu.Sizde bu tarifi merak ediyorsanız mutlaka bakirtencerem' e uğrayın derim.Misafirlerim bayıldılar.kaç kişiye tarif vermek zorunda kaldım.Bir de değişiklik yaptım çörekotu yerine susam koydum harika oldu Allah'ın izniyle.
  Birde incirli muhallebili tatlı yaptım .Bu tatlının tarifini de ugurbocegimmutfagi'ndan almıştım.Allah razı olsun çok güzel bir tarifmiş  parmaklarımızı yedik resmen.ugurbocegimmutfaginda 'a da çok teşekkür ederim.İnsanın böyle marifetli dostlarının olması ne iyiymiş.Bu tatlıyı da merak  ediyorsanız mutlaka ugurbocegimmutfagi'a mutlaka uğrayın derim.


Allah razı olsun....Selametle kalın....

13 Haziran 2013 Perşembe

DUALARIM






YA RABBI!Ya Rabbi! Seni tarif etmektedir bütün güzel isimler
Sen güzel isimlerini asikar etmezsen ruhum karanlikta kalir
Esmaül Hünsa’na sahit yaz beniALLAH(cc)!
Sensin Allah(cc) sanadir kullugum
Sendedir çarem seninledir varligim
Seni arar ruhum seni anar kalbim
Baskasina degil sana muhtacim
Baskasini degil seni çagiririm
Baskasi yaratilmistir sen yaradansin
Baskasi devamsizdir sen daimsin ve daim eyleyensin
Baskalari muhtaçtir sen ihtiyaçsizsin ihtiyaçlari görensin
Baska ilah yok sen Allah(cc)’sin
Sen ki esi benzeri olmayansin
Sen ki bütün eksiksiz sifatlarin sahibisin
Cemaline çevir yüzümü baskasina ragbet ettirme kalbimi

Ya Rahman!
Sen öyle rahmet edersin ki rahmetinin bir cilvesi cennetim olur
Rahmetinden bir parilti sonsuz mutlulugumdur
Rahmetinin bir damlasi herkesin rizkina kefil olur
Su çorak gönlüme merhametini indir
Su fani ömrümü sonsuzluga eristir


Ya Rahim!
Öylesine rahimsin ki kulagini sözüme muhatap eylersin
Aklima vahyinle tenezzül edersin
Öylesine Rahimsin ki istendiginde zaten verirsin
Istenmediginde de lütfedersin
Öylesine Rahimsin ki hak edene hepten verirsin
Hak etmeyene bile çok bahsedersin
Öyle Rahimsin ki dünyayi bu kadar güzel eylersin
Ahireti ondan daha güzel eylersin
Ya Rabbi! Korkudan emin eyle beni
Yüzünden azad eyle kalbimi
Atesten uzak eyle beni
Hicrana düsürme kalbimi
Rahmetinin rahmine al beni
Merhametinin kucagina al kalbimi

10 Haziran 2013 Pazartesi

KUL HAKKI

KUL HAKKI


Artık kim zerre ağırlığınca bir hayır işlerse, onun mükâfatını görecektir.
Kim de zerre ağırlığınca bir kötülük işlerse, onun cezasını görecektir.”
(Zilzâl, 99/7-8)
Yüce dinimize göre yerine getirmekle yükümlü olduğumuz hakları genel olarak,
Allah’ın hakları ve kulların hakları olarak iki kısımda ele alabiliriz. Allah’ın haklarını,
O’nun emir ve yasaklarına saygı göstermek ve yapılması emredilen ibadetleri
yapmak, zekât, fıtır sadakası, kurban ve kefaretler şeklinde sayabiliriz. Bütün bunlar
aynı zamanda kamu yarar ve düzeni ile ilgili konulardandır.
Kul hakkı denince de hayatın her alanını kapsayan birbirimize karşı sorumlu olduğumuz
haklar anlaşılmaktadır Bu hak, daha çok insanların canları, bedenleri, ırz
ve namusları, manevi şahsiyetleri, makam ve mevkileri, dinî inanç ve yaşayışları gibi
konulardaki kişilik haklarıyla, mallarına ve aile fertlerine ilişkin haklardan oluşmaktadır.
Yüce Rabbimizin kişilere ait kıldığı menfaatler de kul hakkına girmektedir.
İnsanın her ne şekilde olursa olsun kendine ait olmayan bir şeyi meşru olmayan
yoldan elde etmesi, kul hakkına girmektedir. Bu tür kazançlar dinimizde haram olarak
tanımlanmıştır. Kul hakkı daha çok beşerî münasebetlerde dinimizin koyduğu
ölçülere uymamak sonucu oluşur. Bunlar hırsızlık, yalan, sözünde durmamak, çeşitli
yollarla insanların işlerini zora sokmak ve çeşitli şekilde insanları aldatarak elde
edilen kazançlardır. Bir de kul hakkının sırf manevi olanı vardır ki, bu da insanların
manevi şahsiyetlerine saygısızlık etmekle başlar. Toplumda, kul haklarının daha çok
bilinen şekli ise maddi olanıdır.
Kul hakkı ifadesi insan hakları tabirinden daha geniş ve dinî bir içeriğe sahiptir.
Kur’an’ın geneline baktığımızda birçok ayetinde ya adaletten ya hak kavramından
ya da bunları temin etmek üzere konulan ölçülerle karşılaşılır. Kullar arasındaki
adalet esaslarını tespit eden birçok ayetten sonra, “İşte bu Allah’ın hudududur/ölçüsüdür,
onu çiğnemeyin” (Maide, 5/87; mealinde ilâhî ikazlar gelir. Demek ki, kul hakkını
çiğnemek, Allah’ın hududunu çiğnemektir. Yaptığımız her ibadet bizi kul hakkından
korkma ve o konuda dikkatli olma seferberliğine itmelidir. Bir kimseden haksız
olarak alınan bir kuruşu sahibine geri vermenin, yüzlerle lira sadakadan kat kat
daha sevap olduğunu unutmayalım.
Peygamberimizin kul hakkıyla ilgi olarak söylemiş olduğu şu uyarıları dikkate
alalım:
“Bir kimsenin diğer bir kimsenin haysiyetine yahut malına tecavüzden dolayı üzerinde
bir hak bulunursa, altın ve gümüşün geçmediği hesap günü gelmeden helalleşsin. Aksi takdirde,
yaptığı haksızlık ölçüsünde, iyi amellerinden alınıp hak sahibine verilir. İyiliği yoksa
hak sahibinin günahından alınıp haksızlık eden kimseye yüklenir.” (Buharî, “Mezâlim”, 10)
“Kibri, hıyaneti ve kul borcu olmayan mümin, Cennet’e girer.” (Tirmizî, “Siyer”, 21,
1572-1573)
Bu uyarılar ışığında kul hakkının Allah’ın hakkından önce geldiğini söyleyebiliriz.
Çünkü ahiretteki hesaplaşmada kullar haklarından vazgeçmedikçe Allah hak
çiğneyeni affetmeyeceği gibi, bu hak tövbe ile de affedilmemektedir. Öyleyse, Allah’a
karşı görevlerimizin yanı sıra insanlara karşı sorumluluklarımızı iyi bilmeli, özellikle
de kul hakkına karşı oldukça duyarlı olmalıyız.
Kul hakkı konusunda Hz. Peygamber (s.a.s)’in şu uyarısı bizleri düşündürmelidir:
“Müflis kimdir biliyor musunuz? Ümmetimden müflis kişi, kıyamet günü namaz, oruç,
zekât gibi ibadetlerle geldiği halde; aynı zamanda birisine kötü söz söylemiş, birine iftirada
bulunmuş, bir başkasının malını yemiş, başka birini dövmüş veya öldürmüş olarak Allah
huzuruna gelen ve yaptığı ibadetlerin sevabı bu kişilere dağıtıldıktan sonra bile hak sahiplerinin
alacakları bitmediği için sevapları biten ve onların da günahlarını üzerine alarak
cehenneme giden kişidir.” (Buharî, “Edeb”, 102) buyurur.
Peygamberimiz, vefatından birkaç gün önce, ashabına; “Benim üzerimde kimin
hakkı varsa gelsin, hakkını benden alsın ve helalleşelim.” buyurarak kul hakkıyla ilgili
sözlerinin yanında bizzat davranışıyla da bizlere örnek olmuştur.
O hâlde, başkalarıyla bir arada yaşamamızın bir gereği olarak, herkesin hakkına
saygı göstermeliyiz. Kimsenin canına, malına, ırzına ve namusuna zarar vermemeliyiz.
Eğer zarar vermişsek, hak sahipleri ile helâlleşmeli, zarar maddî ise onun karşılığını
ödemeye çalışmalıyız.