Sayfalar

7 Haziran 2013 Cuma

ŞİİR GİBİ

SELAMÜN ALEYKÜM...

Geçen  akşam otururken önceki aylar da değerli blogger arkadaşım  incinincevheri'inden gelen kitapların içinde (İnci Hanım'ın  eşi Mehmet Beyazıt Bey'in) Şiir Gibi kitabını okudum bir çırpıda.Bir çırpıda derken o kadar duru ve samimi bir dille yazılmış ki kitap çok hoşuma gitti bitirene kadar kalkamadım.Burada da en beğendiğim şiirini paylaşmak istedim.İznini alarak tabii.Ayrıca kitabın sonunda kızına yazdığı mektuplardan çok etkilendim.Özellikle de iki çeşmenin anlatıldığı hikayeye bayıldım.Sanırım çok şeyler buldum bu şiir de. Kendi hayatıma  ve kızımın hayatına dair.İçimdeki duyguları anlatmam mümkün değil  tarifsiz çünkü...
Rabbim cümlemizin yar ve yardımcısı olsun..


SENDEN GAYRISINA TÖVBE
Nasıl çıkacağım ben senin huzuruna
''Seni bir bütün olarak yaratmıştım''
demez misin bana
''hani nerede bu bedenin yüreği
onu ne yaptın
ben ki;
elini ayağını,
gözünü kulağını,
ruhunun aklını
senin için yarattım da
bir yüreğini kendim için yarattım
bir onda yazılı benim adım.
bana ait olana ne yaptın?''
demez misin?...
acze düştüm rabbim yanıldım,aldandım
bir dokunuşa, bir gülümsemeye kandım
nefsin tuzağına düştüm,anlayamadım
şimd, yüreğimi avuçlarımın içine aldım
gözyaşıyla yıkayıp edep örsüne yatırdım
erkan çekiciyle dövüyorum
ve senden sana sığınıyorum

affet Allah'ım
sen en büyük affedicisin
affetmeyi en çok sevensin
ve sen ki;va'adine muhalefet etmeyensin..

senden gayrısına tövbe Allah'ım...

yanıldığımda, aldandığımda ayıktır
nefsime karşı zafer,
acze düştüğümde güç ver...

senin adınla  mühürlü yüreği
senden gayrısına kapat Allah'ım ...

affet Allah'ım
affet Allah'ım
affet Allah'ım...

Mehmet Beyazıt



Selam ve saygıyla.....

6 Haziran 2013 Perşembe

EY AHALİİİİİİİİİİİİİİİİ.........

DUYDUK DUYMADIK DEMEYİN..................

Sevgili Can Değmesin Yağlı Boya blogunun sahibesi Sevgi hanım inanılmaz güzel  veher zaman ki gibi anlamlı bir etkinlik yapmış Allah razı olsun Ondan..Kısaca tanıtımını aşağıda yapıcam ama etkinliğin aslını degmesinyagliboya.blogspot.com dan bakabilirsiniz.


Selamunaleykum sevgili kardeslerim..

Kadinlarimizi ve daha cok annelerimizi bilgilendirmek ve butun anne ve kadinlardan evvela ben bilgilenmek aile bireylerini bu yonde suurlandirmak adina faydali olacagina  inandigim bir kitabi tanitmak istiyorum..

Mahrem Cevaplar isimli kitap hakkinda yayinlanan İKRA-KULTUR VE RAHMET DERNEGI resmi sitesinden asagidaki satirlar oldukca aydinlatici olan bu kitabin tanitimi yer aliyor..

Mahrem Cevaplar, Nureddin Yıldız'ın bu yıl içinde yayınlanan son kitabı. Kitap, biri kadın-erkek ilişkileri üzerine sorulan sorular, diğeri de 'sorulması gereken sorular' olmak üzere iki bölümden oluşuyor.

    Kitap, belli bir dönem içinde doğrudan Nureddin Yıldız'a sorulan; Evlilik öncesi tanışma ve konuşma, Eş seçimi ve nişanlılık dönemi, İstihare, Nişanlılıkta sınırlar, Düğün ve düğün salonu tercihleri, Birlikte yaşamak, ayrı eve çıkmak, Tesettürün ölçüsü, Makyaj ve pantolon meselesi, Yatak odası sınırları ve oral ilişki, kürtaj ve tüp bebek meselesi gibi onlarca farklı konuda sorulan sorulara verilen ayrıntılı cevapları ihtiva ediyor.

    Sorulan soruların ciddi bir kısmı kadim fıkıh kitaplarının yazıldığı dönemlerde ortaya çıkmamış olan güncel sorunlardan oluşuyor. Nureddin Yıldız, doğrudan kendi yorumlarını okuyucuya aktarmaya yaslanmadan Kur'an ve Sünnet merkezinde çağımızın bu güncel problemlerine ışık tutmaya gayret ediyor.

    Sağlıklı evliliklerin kurulması ve cennet meyvesi çocuklarımızın aile içerisinde oluşturulacak bir İslam ikliminde yetişen davanın yeni ışkınları olması için Mahrem Cevaplar, hem evlilik arifesinde olan kadın-erkek tüm gençlerin hem de evliliğini sürdüren Müslüman kardeşlerin muhakkak okumaları, görmeleri gereken bir eser.

    Ümidimiz odur ki, yeryüzünde Müslümanlara ait her ev Nebi'nin evi gibi olsun. Yetişen çocukların tamamı, Hasan ve Hüseyin efendiler gibi olsun.

Bu guzel kitabin her evde olmasi gerektigini dusunuyorum ve elimden geldigince de burada (Yunanistan)da yasayan din kardeslerime bizzat bir sekilde ulasmasini arzu ediyorum..elbet tavsiye edilince siparisi verilip sahip olunur ama eline vererek hediye etmek o kitabin okunmasini nerdeyse 100% garanti kiliyor..

Bu sebeple sevgili kardeslerim HEADER veya LOGO tasarimi yaptirmayi dusunen siz kardeslerime EN MAKUL VE HEADER TASARIMINA TALEP EDILEN UCRETIN YARISI olan bu kitap karsiliginda RAMAZAN ayina kadar her hangi baska bir ucret talep etmeden HEADER'lerinizi tasarlamak isterim..

Daha resmi ve daha ozenli bir dille demek istedigim sudur dostlar :)

Header siparisi vermek isteyenlerin dikkati rica olunur :)


Sevgili kardeslerim,header siparisi vermeyi dusunen siz dostlarimdan tarafimdan her hangi bir ucret yerine yakin cevremdeki bayan kardeslerime hediye edilmek bilgilendirmek ilimlerini artirarak daha iyi bir es daha bilincli mumin bir kadin olmalarina insallah vesile olacak asagidaki kitap karsiliginda tasarlacagimi bildirmek istiyorum..
Buyuk bir sevincle ustelik..
Dolayisiyla kardeslerim yeni bir headere sahip olmak ve bu vesile ile de bir kardesine isik verip yol gosterebilecek bu kitabi hediye etmek isteyenlerden isen:
YAZ BANA 

SELAMÜN ALEYKÜM

SELAMLAŞMANIN ÖNEMİ

“Size bir selam verildiği zaman, ondan daha güzeliyle veya aynı selamla
karşılık verin. Şüphesiz Allah, her şeyin hesabını gereği gibi yapandır.”
(Nisa, 4/86)

Selam, bir Müslüman’ın diğer Müslüman kardeşi için hayır temennisinde bulunmasıdır.
“Selam” kelimesi Kur’an-ı Kerim’de 33 defa geçer. Allah Teala’nın güzel
isimlerinden biri de es-Selam’dır. Allah’ın sıfatı olarak Selam; insanlara ârız olan
ayıp, kusur, eksiklik, âfet, hastalık, acizlik, ölüm vb. şeylerden berî olan; yaratıklarını
âfet ve belalardan kurtaran, zulmetmeyen, güven arayanları güvene erdiren
demektir. “O, selamdır, mü’mindir, müheymindir” (Haşr, 59/23).
Selâm vermek, karşıdaki kişi ile ilgi kurmak ve ona güven vermektir. Mü’minler
karşılaştıklarında, “es-selâmü aleyküm” veya “selamun aleyküm” cümleleriyle aynı
zamanda birbirlerine dua ederler. Birisi bize selam verdiğinde biz, ondan daha güzel
bir şekilde onun selamına karşılık vereceğiz veya aynı ile mukabele edeceğiz. Çünkü
ayet-i kerimede Rabbimiz; “Size bir selâm verildiği zaman, ondan daha güzeliyle veya
aynı selamla karşılık verin” buyurmaktadır (Nisâ, 4/86).
Konu ile ilgili diğer bazı ayetlerde mealen şöyle buyurulmaktadır:
“Sabretmenize karşılık selam sizlere. Dünya yurdunun sonucu (olan cennet) ne güzeldir!”
(Ra’d, 13/24); “Cennetliklere, ‘selam olsun size!’ diye seslenirler” (A’râf, 7/46); “Rablerine
karşı gelmekten sakınanlar da grup grup cennete sevk edilirler. Cennete vardıklarında
oranın kapıları açılır ve cennet bekçileri onlara şöyle der: ‘Size selam olsun! Tertemiz
oldunuz. Haydi, ebedî kalmak üzere buraya girin” (Zümer, 39/73). Cennetin bir adı da
Daru’s-Selâm’dır (barış ve esenlik yurdu demektir); “Rableri katında selam yurdu (cennet)
onlarındır” (En’âm, 6/127). “Allah (kullarını bu güzel selam/)esenlik yurduna çağırır”
(Yûnus, 10/25).
Ayet meallerinden de anlaşılacağı üzere yüce Allah müminlerin birbirleriyle selamlaşmalarını
istemektedir: Müslümanlar birbirleriyle karşılaştıkları zaman, karşı-
lıklı olarak birbirlerine sağlık ve esenlik dileklerinde bulunacaklar. Yani biri diğerine
“Selâmün aleyküm” veya “es-Selâmü Aleyküm” (Selâm sizin üzerinize olsun, Allah
sizi her türlü kazâdan ve beladan korusun!) diyecek; diğeri de; “ve aleykümü’sselâm”
veya “ve aleykümü’s-selâm ve rahmetullah” yahut da “ve aleykümü’s-selâm
ve rahmetullahi ve berekatüh” (Allah’ın selâmı, rahmet ve bereketi sizin de üzerinize
olsun!) şeklinde cevap verecektir.
Selâm vermek sünnet, almak ise farzdır. Sünnete uygun olan, yürüyenin oturana,
binekte olanın (bir araçla hareket hâlinde olanın) yayaya, sayıca az olanın çok olana,
arkadan gelenlerin öndekilere, küçüğün büyüğe selam vermesidir (Bk. Buharî, “İsti’zan”,
5-7; Müslim, “Selam”, 1). İki kişi birbirinden veya bir kişi gruptan ayrılırken selâm vermesi
tavsiye edilmiştir (Bk. Ebu Dâvûd, “Edeb”, 139). Bu itibarla, gerek bir araya geldiğimizde
gerekse birbirimizden ayrıldığımızda selam vermeyi ihmal etmemeliyiz. Topluluğa
verildiğinde, grubun içinden bir kişinin selamı alması yeterlidir. Verilen selama
hiç kimse karşılık vermeyecek olursa o topluluktaki herkes sorumlu/günahkâr
olur. Uygun olmayan ortamda verilen selamın alınmamasında ise bir vebal yoktur.
Mektupla veya mesajla selam verildiğinde cevabî yazıda “ve aleyke’s-selam” veya
“ve aleykümü’s-selam” ifadesi ile ya da aynı ifade ile selama karşılık verilir. Bir kimseden
selam getirildiğinde de; “aleyke ve aleyhi’s-selam!” şeklinde cevap verilebilir.
Yemek yiyene, Kur’an okuyana, ibadet yapana, (namaz kılana, abdest alana, o
esnada) selam verilmediği gibi, hutbe okunurken, ezan ve kamet esnasında da selam
verilmez. Tuvalet ve banyo gibi yerlerde bulunan kimselere de selam verilmez.
Ayrıca haram fiili işleyen kişiye de o esnada selam verilmez.
Kişi aile fertlerine veya bir eve girdiğinde selam vermeyi ihmal etmemelidir. Zira
yüce Allah şöyle buyuruyor:
“Ey iman edenler! Kendi evlerinizden başka evlere, geldiğinizi hissettirip (izin alıp)
ev sahiplerine selam vermeden girmeyin. Bu davranış sizin için daha hayırlıdır. Düşünüp
anlayasınız diye size böyle öğüt veriliyor.” (Nûr, 24/27)
Hz. Peygamber, yanında büyüyen Hz. Enes’e; “Evladım! Ailenin yanına girdiğinde
selâm ver ki, sana ve ev halkına bereket olsun” buyurmuştur (Tirmizî, “İstizân”, 20).
Selamlaşmanın önemini belirten hadis-i şeriflerin birkaçı ise şöyledir:
Ebû Hüreyre (r.a)’den rivayet edildiğine göre, Hz. Peygamber (s.a.s) Efendimiz
şöyle buyurdu:
“Siz, iman etmedikçe cennete giremezsiniz; birbirinizi sevmedikçe de iman etmiş olamazsınız.
Yaptığınız zaman birbirinizi seveceğiniz bir şey söyleyeyim mi? Aranızda selâmı
yayınız.” (Müslim, “Îmân”, 93)
Abdullah b. Selâm (r.a.)’ın rivayet ettiği hadis-i şerifte de Peygamberimiz (s.a.s)
321
şöyle buyurmuştur:
“Ey insanlar! Selâmı yayınız, yemek yediriniz, akrabalarınızla alâkanızı ve onlara
yardımınızı devam ettiriniz. İnsanlar uyurken siz namaz kılınız. Bu sayede selâmetle/
esenlikle cennete girersiniz.” (Tirmizî, “Kıyâmet”, 42)
Gerek âyet ve gerekse hadîslerden anlaşıldığına göre selâmı yaymak, insanlar
arasında sevgi, saygı, dostluk ve barışın yaygınlaştırılması, mümin kalplerin birbirine
ısınması bakımından büyük önem arz etmektedir. O halde aile bireyleri, arkadaş,
dost, tanıdık veya tanımadık kısaca bütün Müslümanlarla sevgi, saygı ve samimiyet
duygularının geliştirilebilmesi için, karşılıklı olarak selam verelim ve alalım.

3 Haziran 2013 Pazartesi

DUA DİLENCİSİ

ÇOK ÜZGÜNÜM.....

DUA VE DESTEĞİNİZE İHTİYACIM VAR :(
DUA VE DESTEĞİNİZİ EKSİK ETMEYİN BU ACİZ KULDAN......

1 Haziran 2013 Cumartesi

KÖTÜLÜKLERDEN UZAKLAŞMAK CENNETE GİRME VESİLESİDİR

KÖTÜLÜKLERDEN UZAKLAŞMAK
CENNETE GİRME VESİLESİDİR


“Kim azgınlık eder ve dünya hayatını tercih ederse, şüphesiz, cehennem
onun sığınağıdır. Kim de, Rabbinin huzurunda duracağından korkar ve
nefsini arzularından alıkoyarsa, şüphesiz, cennet onun sığınağıdır.” (Nâzi’ât,
79/37-41)
Zikrettiğimiz ayetlerde Rabbimiz, kıyamet gününde iki insan tipinden bahsediyor.
Mutlular ve bedbahtlar. Dünyayı âhirete tercih edip kendini müstağni hisseden,
plan ve programını sadece dünyaya göre yapan, ahiret diye bir derdi olmayan; ömrünü
inkâr, isyan ve taşkınlıkla geçirerek tövbe ve iman etmeden Allah’ın huzuruna
çıkanlar bedbahtlardır. Bu gibi kimseler, yaratılış gayesinden uzak, sadece bu
dünyaya yönelik yaşarlar. Onların varacağı yer Kur’an’ın ifadesiyle cehennemdir.
Ancak Rabbinin huzurunda hesap vereceğine inanıp Allah karşısında kötü duruma
düşmekten, O’nun huzuruna günahkâr olarak çıkmaktan korkanlar, düşünce, eylem
ve planlarında Allah’ı hesap ederek kendini boş şeylerden uzak tutup nefislerini
kötülüklerden arındıranlar ise, bahtiyar kimselerdir ve onların varacağı yer de yine
Kur’an’ın ifadesiyle cennettir.
Rabbimiz bizlere müminin hayatında nelere önem vermesi gerektiğini bildirmiş,
hesap günündeki ceza ve mükâfatın ölçüsünü açıklamıştır. Rabbimizin rızasına
ve lütfuna nail olabilmek için dünyadaki sorumluluklarımızın bilincinde olmalıyız.
Ona göre bir hayat tarzı yaşamalıyız. Henüz dünyada iken, elimizde imkân ve fırsatlar
varken, kendi muhasebemizi yapmalıyız. Yüce Allah’ın bizi daima gözettiğinin
bilincinde olmalı ve buna göre hayatımıza çeki düzen vermeliyiz. Müminin Allah’a
olan inancı ve sevgisi onu kötü bir iş yapmaktan ve nefsinin aşırı isteklerine boyun
eğmekten alıkoymalıdır. Mümin kimse, Allah’a ve kullarına karşı sorumluluklarını
bilerek ona göre yaşamalıdır. Şayet mümin, bu hassasiyetle yaşarsa, dünyada mutlu
olduğu gibi ahirette de Cennete girmeye hak kazanır. Kişinin, günaha düşmekten
kendini koruyup iyiliklere ciddiyetle yönelebilmesi için, Allah’a inancının tam olması,
O’nun emirlerine muhalefet etmekten korkması, O’nu sevmesi ve nimetlerini
ümit etmesi gerekir. İnsan bu inanç ve yaklaşımıyla Rabbinin vaat etmiş olduğu
cennete, ebedî huzur ve mutluluğa, bitmez tükenmez nimetlere ulaşır.
İnsan lehinde ve aleyhinde olan hususları iyi bilmelidir. Şu iki şey, insanın düşmanıdır:
Nefsî arzular ve sonu olmayan emel. Nefsî arzulara uyarak onların peşi sıra
koşmak, hakkı görüp ona tabi olmaya engeldir. Sonu olmayan emel ise, kişiye ahiret
hayatını unutturur. Dolayısıyla ölüm, insanı gafil avlar ve kişinin çalışma zamanı
bittiğinden yapabileceği bir şey kalmaz. Ebedî hayatta mutlu olabilmemizin yolu,
dünyada iken Allah Teala’yı razı edecek bir hayat sürdürmemize bağlıdır. Bugün ne
isek yarın da oyuz. O halde ölmeden nefis muhasebesi yapmalıyız. Allah bizi hesaba
çekmeden önce biz nefsimizi hesaba çekmeliyiz.
Acaba bu gün ölürsek hâlimiz nice olur? Allah’ın hoşnut olacağı bir hayat yaşıyor
muyuz? Allah için ne yapıyoruz? gibi sorularla kendimizi her zaman yoklamalı,
iman ve ibadetle bir hayat sürmeyi ve son nefesimizde iman üzere ölmeyi Allah’tan
istemeliyiz. Zira yüce Rabbimiz Kur’an’da bizlere Müslüman olarak can vermeyi
dilememizi öğütlemektedir:
“Benim canımı Müslüman olarak al ve beni iyilere kat.” (Yûsuf, 12/101)
“Rabbimiz! Günahlarımızı bağışla, kötülüklerimizi ört, canımızı iyilerle beraber al.”
(Âl-i İmrân, 3/193)
O halde biz de yaşayışımızda aynı istikamette çalışmalı ve Rabbimize dua etmeliyiz:
“Allah’ım bizim canımızı Müslüman olarak al, bizi senin katında iyi olan kullarından
kıl, onların işlediği yararlı işleri işlemeye bizi de muvaffak kıl, onların ölmeleri
gibi ölmeyi ve onların derecelerine nail olmayı bize nasip eyle.” Âmin!